Mavi bir ölüm.. Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 3
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Şiir , Yazar : maviLale , Okunma : 393

Yine sana sesleneceğim;

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Senin kim olduğunu en çok bilerek

İsyankâr zambakların, çılgın nilüferlerin

Dörtnala açan kiraz çiçeklerinin  

Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

 

Sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

 

Sana oklardan değil yaylardan bahsedeceğim

Gülün dikeninden değil

Gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım 

Topraktan söz açacağım

Akan su gelmeyecek kelimelerime

Suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim  

Yine sana sesleneceğim

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Bilmek istemeden

    

Alaattin'in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi

Ve ne dilersem dilememi isteseydi  

Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim  

Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece  

Hayatta bir şeyden vazgeçmek lütfedilseydi  

Bedeli her şeyim olsa bile  

Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim

Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi

Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de

Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki  

Tek geride kalmış hesap benim için

Bu dünyadaki tek yük

Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek.  

Kürek mahkumu için kürek neyse 

Benim için de sana seslenmek o.

Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu

Öbür yandan bileklerimden sızan kanların,

Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu. 

Oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim  

Atalarım bana kadınlara gökyüzünü

Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler. 

Sen kürekleri yağlı urganları , 

Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun.  

Sana ellerimle dokunarak, gözlerimle okşayarak  

Göstermek istedim  

Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri.

Ama senin vaktin yoktu,

Ben bunu hiç anlayamadım  

Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki  

Bazı kadınların beyaz apoletlerden daha çok  

Siyah apoletleri sevebileceğini…  

 

 

 

Sana sesleniyorum  

Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına

Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor 

Kürekleri bırakamıyorum

Önce yücelttiğin sonra terk ettiğin aşkın onuru için

Kalemi bir an elimden düşürmüyorum

Ankara Kalesi’nin önünde

Sana sesleniyorum

 

Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin 

Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm

Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı

Cehennemle konuşur Seni ona anlatabilirdim  

Oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar "aşk"  oldun  

Ne de cehennemi isteyebilecek kadar "ayrılık"!..  

Seviyorum seni ama, dedin

“Hoşça kal” diye ekledin,

Şimdi gitmeye mecburum

Belki yine gelirim, umarım gelirim

Son söz oldu. 

Cennet ve cehennemin dillerini 

Savaş naralarını ve aşk şiirlerini

Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım

Senin sözlerinin anlamını öğretmediler

Hiçbir şey söylemeden gittin

Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim  

Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana  

Ve kalemimle ilk defa yavan gözlerle baktın

Yine, yeniden, sadece sana sesleneceğim...  

Müebbet bir aşk dışında  

Bildiğim tüm duygularımı terk edeceğim  

Sana sesleneceğim yine

Seni sadece kuru bir sevgiyle değil

Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla

Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyuyor musun?

 

Mütevazı bir sevgiyle değil,

 

Küstah bir aşkla sevdim seni...

 

Ben Osmanlı gibi

Kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken

Ölen köprülerin ülkesindeki Venedikteki son sancağı

Kışın üşümemek için şal yaptın kendine

Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde

Gün geçtikçe eksilir demiştim oysa

Atalarımın öğrettiklerine de ters düşse de 

Sana inanırım bilirsin  

"zaman gectikce eksilir" demiştin

Niye daha derinleşiyor öyleyse

Derinleşiyor özlemin

Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları

Coşturuyor ayrılık sözlerin

Öfkelerimin kararlılığını

Aşka katık ederek konuşacağım  

Bedenim bu dünyayı terk edene kadar

  

Öyle sanıyorum ki

Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için

Benden uzun yaşayacaksın

Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne 

Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin  

Küstah bir askla seveceğim seni...  

Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan

Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edceğim

Ömrün geri kalınında

Sana sesleneceğim yine

Ben seni Beyrut gibi sevdim ama

Sana ne Mağribi ne de Manhatten'i anlatamadım

Bağdat ve Şam'ı işgale yeltenmişken

Venedik’ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı

 

Sarı bir keder, kızıl bir kibir ve siyah bir isyanla konuşacağım sana...

 

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

Senin kim olduğunu en çok bilerek

Kavmimin bana vaat ettiği tüm aşkları terk edeceğim

Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün

Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım

Bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar.

 

Hüznü, gurur ve öfkeyi bilseydin keşke... 

 

Hüznün beni aşan taşkınlığını

Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını

Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını

Anlayabilseydin

Anlatabilirdim sana

Seninle yaşanan bir aşktan sonra

Ayrılığın ölüm bile olsa  

"mavi bir ölüm" bir ölüm olacağım


Ömer ÇELİK

 

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >