Hz. Muhammed'in başarısı tesadüfi midir? Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 1
OlumsuzOlumlu 
Makale İndeksi
Hz. Muhammed'in başarısı tesadüfi midir?
İnanç konusunda ne kadar objektif olunabilir?
Hz. Muhammed böyle bir sistemi niçin kurar?
Evrenin yok olacak olmasının manası
Hz. Muhammed'e inanma ve inanmama nedenleri
Hz. Muhammed'in davasının başarısı şans mıydı?
İlk müslümanlar Hz. Muhammed'e niçin inandılar?

İlk müslümanlar Hz. Muhammed'e niçin inandılar?

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in davasında dikkat çeken bir diğer unsur da O'nun Peygamber olduğuna inananlarının kesinkes iman etmiş olmalarıydı. Bu, duruma bir önceki yazımda değinmiştim, şimdi biraz daha geniş açıdan bakmaya çalışacağım.

Bir iddia olarak Hz. Muhammed'in "Peygamber olmadığı!" düşüncesi ortaya atıldığında peşi sıra, kendisine inanan insanların bu inanma ve O'nun davasına destek vermelerinin mantıklı nedenleri de gerek tarihi gerekse de akli olarak verilmek durumundadır.

Bu nedenler ve cevapları şunlar olabilir:

- Hz. Muhammed'in peygamber olduğuna gerçekten inandılar, çünkü cahil ve kandırması kolay insanlardı.

Bu iddia, cahil ve kandırması kolay olarak görülen insanların "gerek Arap yarımadısında birliğin kurulması esnasında, gerekse de Hz. Peygamber sonrasında İslam Medeniyetinin sürdürülmesi ve yaşatılması amacıyla tek kelimeyle muhteşem" işler yapmış olmalarından dolayı kabul edilemez. Yani biz ve diğer milletlerin islamla tanıştırılmasını "kılıç zoruyla" gibi hiçkimsenin kabul edemeyeceği nedenlere bağlayanlar dışında herkes Peygamberin muhatabı olduğu bu insanaların dünyanın dört bir tarafında islam medeniyetinin kuruluşuna ve yaşatılmasına ön ayak olduklarını söyleyebilir.

Üstelik hepsi kendi toplumlarında aklı başında olarak kabul edilen insanlardı.

- Hz. Muhammed'e destek oldular ama bunu O'nun peygamberliğinden dolayı değil, sadece mevcut sistemden daha makul bir sistematik içermesinden dolayı yaptılar.

Bu iddia da kabul edilemez, zira Hz. Muhammed'e iman ettmeleri esnasında O'nun "Allah'ın varlığı ve birliği ve ahlak konuları dışında" nasıl bir sistem kuracaklarını elbetteki bilemiyorlardı. Yani sadece O'nun 40 yaşına kadar ki güvenilirliği ve ahlaki mükemmelliğini görmüşlerdi. Üstelik, eğer O'na bu şekilde iman etselerdi, kendilerini işkencelere ve bu uğurda ölüme atacak kadar yeter sebepleri yoktu. Bu iddia karşısında sanırım herkes şunu rahatlıkla söyleyebilir ki "Öncelikli ve en çok vurgulanan mesajı Allah'ın birliği, putların inkarı, ahiret inancı" olan bir mesaj için, üstelik henüz kendisine taraftar edinmediği bir hengamda ölmeye aday olmak bu iddiada belirtilen "hareket mantığıyla" uyuşmayacaktır.

13 sene süren işgencelerle dolu bir hayata, -ki bunun içerisinde 3 yıl süren yiyecek, içecek alışverişi boykotu da vardır- vatanlarını terkedip gitmelerine böyle bir neden sebep olamazdı, çünkü bilinen bütün mantık önermeleri bu işin gerçekleşemeyecek kadar zor! olduğu sonucuna çıkıyordu.

Bir oryantalist ( islam araştırmaları yapan hristiyan bir teolog ) bu meseleler üstünde durduktan sonra ( ismini hatırlayamayacağım ) "Garip olan ve anlayamadığım şu ki, Mekke'de O'na inandığını söyleyenler içerisinde hiç hain çıkmamıştır"

Bunlardan anladığımız şudur ki; "Hz. Muhammed'e iman eden insanlar O'nun Allah'ın elçisi olduğuna tam ve kesin bir iman içindeydiler, öyle olmasaydı, yıllarca süren işgencelerden sonra dahi sayılarının 15-20 olması, ufukta peygamberin söylediği sözlerden başka hiçbir umudun görülmemesi, vatanlarını onlara terk ettirecek sebepler ortaya çıktıkları ortamda bu iddialarından vazgeçecek ve işin sonunu göremediklerinden dolayı umduklarını bulamadıklarını ifade edeceklerdi.

Allah ayetlerinde "müminler içerisinde gayret gösterip çalışanlarla, bundan uzak duranları ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz" mealine gelebilecek ayetlerle bizlere mümin için deneme sürecinin ölümün geleceği ana kadar olduğunu gösteriyor.

Müminler medine'de de inançlarının gereklerini yerine getirmekten çekinmediler. Medine yıllarını inceleyen bir kişi, tahammül edilemeyecek bir yokluk içerisinde üzerilerine gelen Mekke'lilerle hayatlarını koruma mücadelelerinin yanında, durmaksızın tebliğde bulunduklarını göreceklerdir. Öylesine inanmışlardı ki, herkesi buna çağırıyorlardı.

Yalancı bir Peygamberin ve ona inananların akıbeti nasıl olur ALlah bize bunu da gösterdi. İslamiyetin getirdiği adalet anlayışını, kendi çıkarlarına zıt bulanlar, Kur'an ayetlerine benzetmeye çalıştığı sözleriyle peygamberlik iddiasında bulunan bir adamın etrafında toplandılar. Müseylemeyi "işte bu da peygamber" diyerek ortaya attılar. Ona inandıklarını da ifade ettiler. Müminleri ayartmaya çalıştıkları bir hengamda, savaş ortaya çıkıp da ilk mağlubiyeti aldıklarında ise hepsi darmadağın oldu, o inancın etrafında tek bir kişi bile kalmadı.

Kur'an ayetlerinden, Hz. Peygamberin peygamberliğinin ilk yıllarında mucize göstermediği anlaşılıyor. Şu ayetleri birlikte okuyalım:

En'am 33-37 Diyanet İşleri B. Meali

Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.

Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.

Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.

(Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler.

Dediler ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.

Hz. Peygamberin ilk yıllarda mucize göstermemiş olmasının bazı nedenleri olmalıdır,

- Yüce Allah Mekke dönemi boyunca insanları düşünceye sevk edecek, kendi varlığını ve mükemmelliğini gösterecek ayetleri göndermişti. Bu, süreçte insanların "kamil bir imana sahip olmaları için bu düşünce süreçleri" önemliydi.

- Mekke döneminde Efendimizin gösterdiği mucizelere bakacak olursak kategorik olarak,

- İlerleyen yıllarda müşriklerin inadını kırmak için gösterilenlerdi ki, hiçbirisi bunları gördükten sonra iman etmemişti. Bunun "sihir" olduğunu ifade etmişlerdi.
- Müminlerin sıkıntılara çokça maruz kaldıkları günlerde onların kalplerini tatmin eden, sabır kuvvetlerini artıran mucizelerdi.

- Kur'an önceki peygamberlerden bahsederken, onların kavimlerini önce düşünsel bir şekilde ikna etmeye çalıştıklarına, buna sadece akıl sahiplerinin uyduğuna, diğerlerinin mucize istemelerine mukabil bazı mucizelerin peygamberlere verildiğine ama bunları görenlerden çok azının o peygambere iman ettiğini ifade eder.

Demek ki, bir insanın Allah'ın elçisi olduğu konusunda Allah'ın izniyle gösterdiği harukulade şeyler, aklen ve manen tatmin olmamış bir kalp için sadece "göz boyama! ve sihir kabilinden!" gelecektir.

Sahabileri önceki ümmetlerden ayıran belki de en önemli özellik budur. Hz. Peygamber, onların zihinlerini hedef almış, ve onların gönüllerini fethetmişti. Hiçbir mucize, bir insanın yeryüzündeki herhangi bir şeyde Allah'ın ayetlerini görebilmekten daha mükemmel değildir zira. Onlara bunu vermişti. Bu bakış açısını.

İnananlarını -Allah'ın izniyle- ulaştırdığı entellektüel düzey, bugün pek çoğumuzun algılayabileceğinden bile çok uzaktır. Malesef ki biz dinimizi şeklin haricinde hiçbirşey uygulamayan insanlardan görüp öğrendik, sonra döndük "din buysa ben buna inanmıyorum" dedik, bizim önümüzde, herşeyi dünya hayatındaki maddi menfaatlerden algılarken, insanlara namaz kıldırdığı esnada okuduğu ayetler karşısında bayılan Hz. Ömer'ler olmadı. Bir putperestten, bir pozitivistten, maddeye tapınmaktan, bir kaç sene içerisinde dünyanın en fedakar ve en çok tefekkür eden insanları nasıl çıkartılabilir bunları göremedik. 23 sene boyunca kendisine ve inananlarına bütün bela ve musibeleri reva görmelerine rağmen O peygamber tarafından affedilmenin nasıl bir şefkat anlayışı olduğunu oturduğumuz yerden anlamanın zor olduğunun da farkındayım.

Ama lütfen, sadece yalın ve oldukça duru bir gerçeğe odaklanmaya çalışalım en azından, "bu yaşadığımız mükemmel evren sahipsiz olamaz, bu evreni ve özellikle de bizi boş yere yaratmış olamaz, bu mükemmelliğine, adaletine zarar verir, ve bizi bu uçsuz bucaksız evrende düşünsel karanlıklar içerisinde de bırakmış olamaz. O halde O'na ait olma ihtimali bulunan mesajları incelerken, hem evrenselliği, hem o çağın insanına birşeyler ifade ediyor olmasını, önceki sistemlerini diğer peygamberleriyle değiştirebildiğini vs. irdeleyelim. Ve peygamberlerin sadece "bir uyarıcı ve aracı olduğu"nu da hatırlayalım. Bu düşüncemizin odağında olması gereken şeydir şahsi kanaatimce.

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy

 
Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)