|
Sayfa 6 Toplam 7
Hz. Muhammed'in davasının başarısı şans mıydı?
Peygamberimiz Hz. Muhammed'in davasının başarısının tesadüfi olup olmadığını bu yazımda biraz irdelemek istiyorum.
Öncelikle bunu tesadüflere bağlayanların "Ortaya peygamberlik iddiasıyla çıkmış ve bu şekilde başarılı olmuş, bizim peygamber olarak belirtmediğimiz insanları bize göstermeleri gerekiyor"
Çünkü "Peygamberlik iddiası" başka diğer hiçbir iddiaya benzemez; zira onda "Herşeye gücü yeten ve herşeyi yaratan, herşeyin sahibi Allah'ın elçiliği" iddiası vardır. Dolayısıyla bu iddiada bulunan kişiye bunu bir şekilde isbatlaması gerekliliği bildirilmelidir.
Geçmiş toplumları teknolojik açıdan bizden geri düşünmek veya pek çok konuda cahil olarak kabul etmek, onların da insan oldukları, inançlarından hemen vazgeçmeyecek kadar alışkanlıklarına bağlı oldukları, akıllarının birşeye gönül vermeleri konusunda ikna olmuş olması gerekliliği gerçeklerini arka plana itmez.
Üstelik cehalet bir insanı "bağlı olduğu inanç konusunda daha da bağnaz" bir hale getirir. Dolayısıyla Hz. Muhammed'in bulunduğu toplumun O'na iman etmesi mevzuunda tarihi rivayetleri bir kenara bırakacak bile olsak bu bağnazlığa sahip bir topluluğu, kendisi uğrunda feda olmaya çekebilecek bir performans sergilemiş olması O'nun ne kadar "özel" bir insan olduğunu gösterir.
Tarihte karşımıza çıkan çeşitli önderler vardır. BU önderler kitlelere "tamamen kavranabilir ve somut hedefler" göstermiş, bir şekilde onların güvenlerini kazandıktan sonra onları bu hedef doğrultusunda sevk etmiştir. Mustafa Kemal'i, Gandhi'yi, Ömer Muhtar'ı bu cümleden sayabiliriz. Hz. Muhammed'in insanlara gösterdiği hedef bunlarınki kadar somut da değildir. Çünkü O asv. "insanları, inanmadıkları, ahiret günü için gayret sarfetmeye, bütün tanrılarını reddetmeye, alışkın oldukları haksız adetlerini bir tarafa bırakmaya, kendilerini yaratan Rab'lerinin rızası doğrultusunda hayat boyu belirlenmiş şeyleri yapmaya, başkasının rahatı için kendi menfaatlerinden vazgeçmeye" davet ediyordu.
Temsilde hata olmasın ama, bunun, yemyeşil bir mera önünde durmuş bir inek sürüsünün o meraya girmemelerini istemekten pek bir farkı yoktur. Şu kadar ki, insan akıl ve vicdan gibi bir değerlendirme donanımıyla yaratılmıştır. Buna rağmen yıllardır süregelen bir hayat standardını, birdenbire, işkencelere, eziyetlere ve ölüme çevirmek, üstelik görmedikleri ve bilmedikleri bir hayat uğruna, bunu kabul etmek kolay olmayacaktır.
Son bir kaç paragraftan anlattıklarımla ifade etmeye çalıştığım şey " Hz. Peygamberin başarısındaki sırrı, toplum içinde sınıf uçurumlarının oluşması ve bunun tetiklediği bir yönetime başkaldırı olarak" değerlendirmek isteyeceklere bunun bu amaçla olamayacağıydı.
Şimdi biraz daha özel hususiyetlere girerek Hz. Muhammed'in davasının başarısındaki "tarihi" süreçlerin tesadüf olarak görülüp görülemeyeceğini inceleyelim.
O (asv), henüz kendisine inananlar 15 insanı bile geçmemişken ve hergün işgencelere maruz kalıyorlarken, köleyken iman etmiş birisini göstererek "ben iranın hazinelerini işte şunun elinde görüyorum" diyordu. O (asv), bu sözleri söylerken Sasani İmpratorluğu dünyada, Bizans, Çin ve Türk Devletleriyle birlikte "Süper güç" olmaya oynuyordu. Hemen hemen bütün tarih yorumcuları Sasani devletinin altın dönemini bu sıralarda yaşadığından bahseder. Bir düşünelim, Arabistan'ın "birlik olamamış" binlerce küçük kabilesinden birkaçının toplandığı Mekke'de, kendisine 15 insan bile iman etmemişken, O sav. kendisine iman edenlere müjdelerini vermeye başlamıştı bile ve bu müjdeler öyle aklen imkan dahilinde olabilecek müjdeler değildi ve herhangi bir insanı "deli" olarak nitelemeye yetebilecek kadar afaki müjdelerdi. Şimdiyle kıyaslarsak, arikadaki bilmem ne kabilesinin Abd'yi altetmesi gibi bir haberdi bu.
Peki tarih nasıl gerçekleşti?
Buna cevap vermeden önce bir paragraf daha bilgi vermek ve çarpıcı bir soru sormak istiyorum: "Yeni bir oluşum için gayret gösteriyorsunuz ve bu kesinlikle bir devrim niteliğinde olmayacak çünkü tek tek insanların gönüllerini kazanmanız gereken bir durum söz konusu, Bu oluşumun kitleler haline geldiğini hayal ediyorsunuz ama o zamanda tepenizde duran Sasani İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğunu farkediyorsunuz. Yani siz biraz oluşumunuzu kurmada başarılı olsanız bu ikisinin size "yaşama hakkı" tanıması imkan dışı görülüyor. Peki sizin bütün bunlara rağmen bütün dünyayı etkisi altına alacak bir inanç sistemi ve topluluğu kurmanız nasıl mümkün olabilir?
Devamını okumadan önce lütfen u soruyu biraz düşününüz.
Tabiki de tek bir süreçle,
- Bulunduğunuz bölgede insanlarla tek tek ilgileneceksiniz ve onların size iman etmelerini sağlayacaksınız
- Etraf kabilelerle ilgileneceksiniz ama onlar sizi tanımıyorlar da iş biraz daha zor.
- yıllarca uğraştan sonra suudi arabistanda bir birlik kuracaksınız.
- ama siz bütün bunları yapıyorken tepenizde bulunan Bizans ve Sasani'nin sizin durumunuzdan haberleri olmamaları gerekiyor veya siz birliğinizi kurana kadar zayıflamaları gerekiyor.
- Sizden haberdar olmamaları imkansız, zaten siz onlara da tebliğ amaçlı mektuplar gönderiyorsunuz.
- Dolayısıyla tek bir seçenek kalıyor o da bu iki devletin siz gücünüzü sağlayana kadar zayıflamış olmaları.
- Bunun da tek yolu birbirleriyle savaşmalarından geçiyor. Bu her ikisini birden güçten düşürebilmenin tek yolu.
- Ve tam da öyle oluyor, sizin vazifenize başladığınız yıllar da bu iki devlet birbirilerine giriyorlar ve yıllarca savaşıyorlar ( 9 yıl )
- böylelikle siz birliğinizi kurduktan sonra her ikisiyle de baş edecek kıvama gelmiş oluyorsunuz.
İşte size evrenin tesadüf eseri görülmesi kadar "akıl ve vicdan dışı" sayılabilecek bir durum.
Evrenin, "boşluktaki kuantum dalgalanmalarıyla" oluştuğunu belirten şişme teorisi bize en nihayetinde "Tanrı'nın var olup olamayacağının bilinemeyeceğini bildiriyor" ama insan, "çocuğunu emziren bir anneyi gördüğünde, kanla, irinle, dışkıyla dolu bir vucuttan insan için en önemli bir maddenin -sütün- şuursuz atom altı parçacakların hesap edemeyecekleri gerçeğini ve buna benzer trilyonlarca gerçeği görerek akıl ve vicdanında değerlendirerek Allah'ı buluyor ve O'na inanıyor.
Hz. Muhammed'in davası tesadüfi başarılara bağlıdır diyenlere sadece biraz tarih okumalarını tavsiye edeceğim.
Çünkü tam da O'nun dediği gibi, 27 sene önce kızgın çölde işgenceler gören islamiyeti seçmiş o köle Hz. Ömer zamanında Sasaninin hazinelerinin anahtarını elinde tutan adam olmuştur.
Ben şehadet ederim ki Hz. Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir.
Devamı ( İlk müslümanlar Hz. Muhammed'e niçin inandılar? )
|