Hz. Muhammed'in başarısı tesadüfi midir? Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 0
OlumsuzOlumlu 
Makale İndeksi
Hz. Muhammed'in başarısı tesadüfi midir?
İnanç konusunda ne kadar objektif olunabilir?
Hz. Muhammed böyle bir sistemi niçin kurar?
Evrenin yok olacak olmasının manası
Hz. Muhammed'e inanma ve inanmama nedenleri
Hz. Muhammed'in davasının başarısı şans mıydı?
İlk müslümanlar Hz. Muhammed'e niçin inandılar?
Kategori : Editör , Yazar : hakan s. , Okunma : 247

Bu yazı eleştirilerinizi ve katkılarınızı rica ediyor. Farklı zamanlarda yazılmış bir kaç sayfa yazı..

Evren, kimilerine göre tesadüfi hareketlerin milyarlarca ihtimal arasından en doğru ve en mükemmel doğal seçilimlerin ortaya çıkması ve bu doğal seçilimlerin her salise yenilenmesi gibi bir sebepten oluşmuştur, oluşmaktadır.

Bunu sorgular gibi yaparlar, ama genelde alışık olunan, iddiasız olanın sorgulanmasındansa iddia sahibine bütün eleştirileri yöneltmek gibi yazılı olmayan bir kurala hepimiz tabi gibiyizdir ve bizim için veya mana alemimiz için yeni olanları sorgulamak her zaman ilk seçimimiz olduğundan bu yalancı sorguyu çok fazla devam ettirmezler ve gözlerini iddia sahiplerinin delillerine, o delillerin yanlışlığıyla ilgili ipuçlarına ve "tümden yanlışlama" gibi bir metodla, sonsuz delilleri bulunan bir iddianın! bütün delillerini çürütmeye! odaklarlar.
Buna ateizm diyoruz.
 
Yer yüzünün teist ve deist bütün makul insanları evrenin mükemmelliğinden, ihtimal hesaplarını altüst eden hesaplamalardan ne kadar bahsederse bahsetsin, örneğin taylanddaki bir böceğin, afrika insanının hayatında ne kadar önemli bir rol oynadığı gibi "tesadüfilikle açıklanamayacak kadar" harika bir örneği ve buna benzer örnekleri ne kadar verirse versin, ateist kendi bilimiyle oynar durur. Çünkü, insanlık tarihinin tam bu yazıları okuduğunuz şu anında durup da geçmişe baktığınızda "her ateist bilim adamının hayatlarını adadıkları ve keşfettikleri ve yanlışlanamaz olarak devirlerinin kitaplarına altın harflerle yazdırdıkları" esaslar sadece bir sonraki keşfe ortam hazırlayacak kadar geçerli olmuş, pek çoğu itibariyle farklı gözlem ve deneylerle durumun belirtilenden farklı olduğunu belirten raporlara konu olmuştur. Olmak durumunda kalmıştır.

Mükemmel bir zekayı ve üstün bir gücü kabul etmeyen bir insanı "ancak gururlu olarak" ifade edebiliriz. O gururlu insan, yeryüzünde aydan bile görülebilecek bir eser ortaya koyamayacak kadar küçükken ve acizken bu bilmem kaç sene sonra çürütülecek eserlerle oynadı durdu, hayatını bunun üstüne bina etti. Bütün konuşmalarının, imalı ve karizmatik ve alaycı bakışlarının altında bile bu yalancı azametin imzası vardı. Ama bu, gerçeği değiştirmedi; günümüzün deist ve agnostik bakış açısına temel hazırlayacak buluşlar ardı ardına geldi. Ateizm, kurucularını birer birer Allah inancına kurban verdi. Mükemmel bir dizaynın olduğu artık su götürmez bir gerçekti. Sayabilmemiz için belirlediğimiz rakamlarla dahi yazamayacağımız şiddette bir patlama ve bu patlamanın katrilyonda bir'den bile çok daha küçük bir zaman diliminde evrenin şekillenmiş olduğu gerçeği, maddenin bir başlangıcının olduğunu gözler önüne serdi ve yakın çağın ortalarına kadar asırlarca, iddialarının gerçekliğini, çetin fikri münakaşalarla maddenin sonsuzluğundan bahsetmeye hayatlarına adamış zavallılara hep birlikte acıdık.

Acıdık; çünkü bütün bilimsel deneylerinde kullandıkları "deneği, ortamdan ve etkisi altında kaldığı şartlardan ayırmaksızın gözlemleme" gibi basit bir kuralı "var olma amaçlarını kendilerine hatırlatmak için gelen uyarıcılar için" kullanmadılar.

Deizm ve agnostisizm aslında ateistlerin, dinlere karşı sığınacağı bir liman olmuştu. Çünkü iddiasızdı, kural basitti, "mükemmellik Tanrıya verilecekti, referanslara bağlı dini yorumlar da farklı gözlem ortamlarında değerlendirilecek ve o mükemmelliğe uygun düşmediği isbatlanacaktı"

Bunda kendilerince başarılı olmaları daha kolay oldu. Çünkü dinin evrensel bakış açısı taşıma gibi bir misyonunun oluşu, bu ön yargılı gözlem sahiplerini değil, olması gerekeni hesap ederek sistemi oluşturuyordu. Bu yüzden kuralları esnek kurdu, zamanı, şartları ve yaygın kanaatin iyi kabul ettiğine (örf) izin verdi. Bu olması gerekeni, bütün evrenin tabi olduğu kurallar olduğu gibi galaksilere hatta bazen yapısına göre gezegenlere ve yıldızlara özgü fiziksel kuralların olmasına benzetenler de oldu, "Mükemmelliğin bozulması, bir olan Tanrıdan gelenin insanları fikren birbirlerine düşürdüğü gibi yorumlayanlar da."

Aslında bütün yanılgılar, tarihi gerçekten bilmemekten, olayların hangi sırayla gerçekleştiğini araştırmamaktan, uyarıcıyı kendi şartlarında değerlendirmemekten, yöresel olanla evrensel olanı birbirine karıştırmaktan kaynaklanıyordu. Sorular, sorular birbirini kovalayıp durdu.

Ateizmden vazgeçmiş "mükemmel bir tanrıya ulaşmış bir insan" Tanrının mükemmelliğini tam isbatlamadan ( çünkü bu konuda içinden çıkamayacağı durumları ve yeniden ateizme dönememe gibi bir çıkmazı tercih edemiyordu ) kolay olanı tercih etti; Dinlerin Tanrısının mükemmel olmadığına kendisini ikna etti !

Tamam Dinlerin Tanrıları mükemmel değil. (diyelim)
Ama deistlerin Tanrısı mükemmel mi? ( hiç sanmıyorum )
- ahiret yoksa, sakat doğanlar, tecavüzcülerden kurtulamayan yavrucaklar ve kadınlar, ortaçağ avrupası zamanında kitap okuyor diye cadılıkla suçlanarak yakılan binlerce kadın, kralların hakimiyetleri altında esaret altında ölmüş zavallılar..

deistlerin tanrısı kadar sadist bir tanrı sanırım olamaz. O, herşeyi gören ve mükemmel bakışıyla bunları, görür, bilir ama bunları umursamaz. Hayvanlardan farklı yarattığı bu varlığın eline verdiği akıl gibi bir gücün, yıktığı ve yaktığı dünya hayatını bunlara müdehale etme gereğini duymadığına göre, sorunsuzca izliyor demektir.
Ama biz yine bu aklımızla, mükemmelliğin şekilden fazla bişey olması gerektiğini bilebiliyoruz. En kestirme anlatımla, Allah'ın adil olması vazgeçemeyeceğimiz bir mükemmellik ölçüsüdür. Ama biz dünyada adaletin haklının değil, güçlünün yanında olduğunu görüyoruz. Ahiret inancı olmaksızın mükemmel bir Tanrı profilini zihninde çizebilen bir deisti anlamak, atomun çekirdeğinin etrafında sistemsizce dönen elektronların hareketlerini anlamaktan sanırım daha güçtür.

Fiziki mükemmellik, maddenin sonradan oluşu ve mükemmel bir şekilde ortaya çıkışı ateizmi bitirdi.
Dinlerin Tanrısı zaten mükemmel değil. Dinler de bitti.!
Deistlerin de dünyadaki fenalıkları ve her saniye işlenen cinayetleri ve tecavüzleri izleyen sadist bir tanrısı var.

Aynı insan mantığından çıkan 3 mükemmel sonuç !!

Peygamberlerden sonra ortaya çıkan insan profilleri ve medeniyetler, her şeyin mükemmelen ve bir amaç doğrultusunda varedilmesi, insanın inancını kolay değiştirmediği gibi bir gerçeklik varken, Peygamberlere inanan binler, onbinler bir şeyler söylemeye çalışıyor bizlere..
Bu dünyada ateist olamazsan,
müslüman olamazsan,
deist olamazsın (ve olamazsan)
bütün bunların tek bir sebebi vardır, inanmadığın şeytan seninle oynuyor, zihnini örtüyor, birisi kalbini mühürlüyor veya mühürlemek üzere demektir.

Makalenin başıyla ilintilemek gerekirse, evren, okunması gereken bu muhteşem kitap bu kadar karmakarışıkken ve bizi sürekli yeni araştırmalara sevkedecek fevkaladelikler ortaya koyuyorken, Allah'tan gelme ihtimali olan bir din, bir kitap, bir resül bu kadar basit önermelerle mi anlaşılacaktı!. Tabiki de hayır. Bu, akıl gibi mükemmel bir sisteme ancak hakaret olurdu.

Her peygamberiyle farklı şeriatler ortaya koyan, özü koruyan ama çağa, insanlara, zamana göre ahlak, ibadet, inanç haricindeki hükümlerini değiştirebilen bir Profili Allah bize çizdi. 1 Milyar sene boyunca bize bu profili çizdi. Sonra biz kalktık, "Peygamberin 610 yılının bedevi insanlarına sunduğu çözümlerden ibaret sandık o dinin evrenselliğini". Kur'an pek çok ayetinde "Allah'ın -insanların- kendisine haksızca yüklediği yalan yanlış özelliklerden münezzeh olduğunu söylerken", deistler kendileri çaldılar, kendileri oynadılar.

Devamı ( İnanç konusunda ne kadar objektif olunabilir? )


 
Sonraki >