Müslüman vicdanı ve Kudüs Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 4
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Ahmet Yapıcı , Yazar : AHMET YAPICI , Okunma : 265

Imageİsrail'in Filistin'de uygulamaya koyduğu tecrid ve ambargo uygulaması yüreğimizin bir parçası olan Kudüs'ü ve Filistinli müslümanları tekrar gündemimize soktu. Dünya coğrafyasında başka hiçbir yer yoktur ki İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik onu  kutsal görsün ve oraya sahip olma ülküsünde olsun.

Evet , Kudüs bu ülkünün ortak paylaşıldığı ve bu paylaşımın tarih boyunca acısının yaşandığı coğrafya. Eğer, adaletli ve merhametli yönetimlerin elinde değilse her zaman kıyım ve zulmün yaşandığı toprağın adıdır Kudüs....

 Ve tarihte İslam hakimiyetinde adalet  ve huzur içinde yaşayan bir şehirdir Kudüs ve Filistin...

Osmanlı idaresi sonrasında zulüm ve baskıdan başını kaldıramayan insanların yurdudur Filistin....

Konuyla ilgili diğer başlıklar
Müslümanların kendi içlerindeki bölünmüşlüğü ve müslüman devletlerin ilgisizliği karşısında yahudilerin işbirliği ve dayanışmasının bugünkü resmi ortaya çıkardığını ta 1970 yılında dile getiren merhum lider Aliya İZZETBEGOVİÇ'in, İslam-Yahudiler- Filistin ve Kudüs hakkında yazdıklarını tekrar okuyarak üzerinde düşünmek gerektiği kanaatindeyim.

Bu sebeple bu yazımızda çağımızın müslüman bilgelerinden Aliya'nın (mekanı cennet olsun) "İSLAM DEKLARASYONU/Fide Yayınları" kitabından ilgili bölümleri ilgilerinize ve bilgilerinize sunuyorum.

"M.S 70 yılından 1948 yılına kadar -son 19 asır boyunca- Filistin topraklarında hiçbir Yahudi devleti topluluğu yoktur. Bu dönemin ilk altı asrında Kudüs hakimleri değişmektedir. (Roma-Bizans-Pers) 638 senesinde Kudüs'ü Müslümanlar fethederler ve Halife Ömer, şehri bizzat piskopos Sofroniyus'tan teslim alarak şehri, her üç büyük dünya dini için, din özgürlüğünün bulunduğu bir şehir olarak tespit eder. O zamandan 1918 senesine kadar - yaklaşık 13 asır boyunca- Filistin ve Kudüs'ün hakimi Müslümanlardır. Müslümanların süreklilik arzeden bu hakimiyetin kısa sayılabilecek iki kesintisi vardır.:

İlki 1099-1187 arası 88 yıl boyunca Kudüs'ü elinde tutan Buyon'lu Gotfrid'un zamanı ve ikincisi 16 yıllık (1338-1244) Mısır'ın Fatimi kralıyla yaptığı anlaşmaya bağlı olarak bu şehri elinde tutan 2. Firdrih zamanıdır. Bu tespitlerden, Yahudilerin Filistin üzerindeki sözde "tarihi hakları" ile alakalı olan hakikat görülebilir.

... Kuruluşu esnasında bu devletin ne toprakları ne de nüfusu vardı. Topraklarını satın alarak ve gasp ederek nüfusunu ise dünyanın her tarafından insanlar getirterek edindi...(Sh:72)

Asırlar boyunca Yahudiler müslümanların çoğunlukta ve hakim oldukları bölgelerde yaşadılar; buna karşın müslümanlar şimdiki İsrail'İn kısa hakimiyet dönemi haricinde, hiçbir zaman Yahudiler'in hakimiyeti altında yaşamadılar....

Tarih apaçık olarak iki gerçek hakkında şahitlik yapmaktadır:


1-Yahudiler bütün müslüman ülkelerinde azami barış ve dini hoşgörüye sahiptiler ve
2-Yahudilere karşı nadiren de olsa bazı haksızlıklar yapıldıysa da, bunlar münferit hadiselerdi ve muazzam büyüklükteki karşılıklı ilişki ve tesir döneminde kaybolup gitmektedir... (sh:75)

... İsrail, İslam dünyası denizi içerisinde kendine has bir "getto", muazzam büyüklükteki bir organizmanın içinde yabancı madde olarak karşımıza çıkar. Fakat bu sefer, nefretle kuşatılmış olan gettoyu Yahudilerin kendileri yarattı. Bu tespit, bu durumu özel yapmaktadır. (Sh:76)

Kudüs alışılmış bir şehir değildir. O, üç büyük dünya dininin vazgeçemeyecekleri kutsallıkları bulunan bir şehirdir.

Herkese tamamen açık olacak, özgür bir Kudüs şehrini kim temin edebilir?

Hem teorik hem de pratik olarak bunu sadece müslümanlar yapabilir.

Teorik olarak çünkü sadece İslam Musa'yı, İsa'yı, İncil ve Tevrat'ı tanır, aksine ne Hristiyanlar ne de Yahudiler ne Muhammed (a.s) 'ı ne de Kuran'ı tanırlar. Bu tespit, müslümanların bu meseledeki üstünlüklerinin unsurudur.

Pratik olarak, Kudüs müslüman dünyasında bulunmaktadır. Kudüs'te olacak her türlü gayrı islami hakimiyet, sadece güçle ayakta durabilen anormal bir durum olur ve gerginlik durumu hiçbir zaman özgürlük durumu değildir.
tarih bu tezleri açık olarak teyit etmektedir.

Kudüs, islam hakimiyeti boyunca her üç din için özgür bir şehir idi. İçindeki özgürsüzlük durumu onun müslüman hakimiyetinin yokluğuna denk gelmektedir. Bu iki defa oldu. İlk defa haçlıların onu ele geçirdikleri zaman esnasında oldu (1099-1187) ve ikinci defa da bugün, İsrail'in elinde iken olmaktadır.


Britannica Ansiklopedisi'nde ilk haçlı seferi esnasında Kudüs'ün ele geçirilmesini şöyle okumaktayız:

"... Bir aydan fazla süren kuşatmadan sonra Kudüs ele geçirildi.. (15.07.1099) Korkunç katliam meydana geldi. Sokaklarda mağlup edilenlerin kan dereleri akmaktaydı. Ancak akşam olduğunda haçlılar, deli coşkusundan ağlayarak, kutsal mezara doğru gidip ve orada hala kanlı olan ellerini duaya bağladılar. O sıcak temmuz gününde ilk haçlı seferi böyle sonuçlanmış oldu."

Bununla, H.G. Wells'in DÜNYA TARİHİ'nde tasvir ettiği gibi Kudüs'ün 638 yılında Müslümanların fethini karşılaştırın:

 "Kudüs'ün devri konusunda yapılan müzakereler esnasında alışılmamış bir şart öne sürüldü: Kudüs'ün bizzat halife Ömer'e teslim edilmesi istendi. Ömer, 600 mil yolu sadece tek bir yoldaşıyla beraber kat etti. Deveye binmiş ve yolculuk eşyası sadece büyükçe çavdarla dolu bir kap , hurma ile dolu bir başka kap, su torbası ve yemek çanağı... Beraberinde kimse olmaksızın, şehrin idaresini, büyük ihtimalle Bizan hükümeti adamlarının ellerinden alan Kudüs Başpiskoposu ile karşılaştı. Bu ikisi, hemen güzelce anlaştılar. Başpiskopos halifeye kutsal yerleri gezdirdi. Ömer ise keyiflenerek şaşalı giyinmiş ileri gelenlerin hesabına espriler yapmaktaydı."  (Sh:77)

... Sözkonusu olan, vahye dayalı dinlere karşı İslam'ın farklı tavrıdır. İslam'ın Yahudilik ve Hristiyanlığa karşı olan tutumu hoşgörü üzerine değil, tanıma üzerindedir. İslam, Yahudilik ve Hristiyanlığı tolere etmez, onları tanır....(Sh:78)

Araplarla olan kavgasında İsrail'in gücü diasporasının, yani tüm dünya yahudilerinin olağanüstü destek ve dayanışmasının sonucudur.

Bizim zaafımızın sebebi ise tam tersi, bölünmüşlüğümüzün, yetersiz destek ve bazı durumlarda da açık anlaşmazlığımızın sonucudur. İşte burada birlik, bölünmüşlüğün karşısındadır." (Sh:79)

 

Evet, müslümanların ilk kıblesi, Kura'da "bereketli topraklar" diye övülen ve onlarca peygambere vatan olan bu topraklar müslümanlar için hem dini ve insani hem de tarihi bir emanet ve sorumluluk sebebidir.

Bu emaneti unutmamalıyız.....

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

İstatistik

Üyeler: 3675
Haberler: 640
Linkler: 41
Ziyaretçi: 452635