Dev buğday tanesi Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 3
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Edebi Hikayeler , Yazar : hakan s. , Okunma : 379

ImageEvvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallarken bir padişah varmış. Bir gün hazinelerini gezerken yumurta büyüklüğünde bir buğday tanesi görmüş. Şaşkınlık içinde herkese bu buğdayın nerede yetiştiğini sormuş. Ama bu konuda kimsenin bildiği bir şey yokmuş. Padişah merakını yenemeyince vezirine;

- Sana kırk gün süre veriyorum. Ya bunun sırrını bulursun ya da başını verirsin, demiş.

Vezir, çaresiz ve ümitsiz bir şekilde çıkmış yola. Az gitmiş, uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Sonunda bir dört yol ağzına varmış. Yolların birinde, bir taşın üstünde ak saçlı, ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar dinleniyormuş. Vezir derdini ihtiyara anlatmış. İhtiyar da:

-Şu Akdağ’ın ardında üç kardeş yaşar. Bilse bilse onlar bilir bunu, diyerek köyü tarif etmiş.

Vezir, ihtiyara, “Allah senden razı olsun!” diyerek çıkmış yola. Üç gün üç gece süren yolculuktan sonra köye varmış. Küçük kardeşin evini tarif etmiş köylüler. Vezir sevinç içinde kapıyı çalmış. Kapıyı evin hanımı açmış; asık yüzle, kötü sözle karşılamış onu. Vezir şaşkınlık içinde:

- “Bacım, sen benim kim olduğumu, ne istediğimi sormadan başladın lanete. Allah aşkına söyle kocan evde mi?” diyebilmiş.

Kadın homurdana homurdana kocasının yanına götürmüş veziri. İçeride elden ayaktan düşmüş bir ihtiyar oturuyormuş. İhtiyara derdini anlatmış. Ama küçük kardeşin yumurta büyüklüğündeki buğdaydan haberi yokmuş. Ortanca kardeşinin bilebileceğini söyleyerek, kardeşinin evini tarif etmiş.

Vezir, Allah razı olsun diyerek yeniden çıkmış yola. Ortanca kardeşin evine varmış. Ümitle kapıyı çalmış. Kapı açılır açılmaz evin hanımı bağırmaya başlamış. Bu, diğerinden de kötüymüş. Vezir, bin bir zorlukla içeri girmeyi başarmış. Ortanca kardeş de elden ayaktan düşmüş, dişleri dökülmüş, perişan bir haldeymiş. Vezir, ortanca kardeşe zar zor derdini anlatmış. O da buğdayın sırrını bilmiyormuş. Abisinin bilebileceğini söyleyerek onun evini tarif etmiş.

“Vezir bunlar bu kadar yaşlıysa ağabeyleri kim bilir nasıldır? Ben varıncaya kadar ölürse ben ne yaparım?” diye düşünceli bir şekilde çıkmış yola. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Sonunda büyük ağabeyin evine varmış. Çekine çekine çalmış kapıyı. Küfürlerle karşılaşmayı beklerken tam tersi bir nezaketle karşılanmış. Kadına derdini anlatmış. O da veziri kocasının yanına buyur etmiş. Büyük ağabey kardeşlerinden daha genç görünüyormuş. Vezirin şaşkınlığını gören ağabey;

- Kardeşlerimi vaktinden önce yaşlandıran huysuz eşleridir. Benim de genç görünmemi sağlayan sevgili eşimdir, demiş. Bu arada evin hanımı elinde tepsiyle içeri girmiş. Vezir karnını doyururken gelişinin nedenini söylemiş. Büyük ağabey önce gülümsemiş. Sonra tatlı tatlı anlatmaya başlamış:

-Bizim köyümüzde biri vardı. Babasından ona bir tarla kaldı. Günün birinde fakir düştü. Bu tarlayı satmak zorunda kaldı. Tarlanın yeni sahibi tarlayı sürerken bir testi altın bulmuş. Testiyi kucakladığı gibi tarlanın ilk sahibine gelmiş. Bu altınlar senin hakkın. Ben tarlayı satın aldım, altınları değil, demiş. Tarlanın ilk sahibi altınları kabul etmemiş. Onlar senin nasibindir. Çünkü benim nasibim olsa ben bendeyken ortaya çıkardı, demiş. Bu konuşma uzamış gitmiş. Hiçbiri altınlara sahip çıkmamış. Olayı kadıya anlatıp çözüm istemişler. Kadı evlatlarını sormuş. Birinin evlilik çağına gelmiş bir kızı diğerinin de evlilik çağında bir oğlu varmış. Kadı; “Çocuklarınızı birbiriyle evlendirip altınları onlara verin.” demiş.

Bu çözüm herkesin hoşuna gitti. Büyük bir düğün sofrası kuruldu. Gelene geçene, kurda kuşa yemek yedirildi. Kazanlar doldu doldu boşaldı.

Bu iki insanın yüreklerinin temizliğinden, dürüstlüklerinden o yıl yetiştirdikleri buğdaylar yumurta büyüklüğünde oldu. Padişahın bulduğu buğday da o buğdaydandır.

Adam sözlerini tamamladığında vezir başını kurtaracak olmanın mutluluğunu yaşıyormuş. “Allah razı olsun!” diyerek düşmüş yola. Öğrendiklerini padişaha anlatmış. Padişah da vezirin canını bağışlamış.

Gökten üç elma düşmüş: Biri masalı okuyanın, biri dinleyenlerin, biri de temiz ve iyi yürekli, dürüst insanların.

Filiz Güner

Yorumlar (1)add
... : necmiye
çok güzelmiş.
2007-09-20 15:00:20
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)