Hangi Hoşgörü ? Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 2
OlumsuzOlumlu 
Makale İndeksi
Hangi Hoşgörü ?
Hz.Peygamber'in Müsahaması
İslam Tarihindeki Uygulamalar
Kategori : Dini Yazılar / Genel , Yazar : hakan s. , Okunma : 292

Muamelelerde yumuşak davranma, bir karşılık beklemeksizin iyilik etme demek olan “müsamaha” (hoşgörü), İslâm’da sadece bir söz veya slogan olmanın çok ötesinde bir kavramdır. Dinin bir hükmüdür, ilahi vahiyle sabittir ve bu ilahi vahyi açıklayan Peygamber beyanıdır. Bu vecibe Asr-ı saadette, dört halife döneminde, hatta günümüze kadar uzanan 14 asırlık İslâm medeniyeti döneminde somutlaşmıştır. Çünkü bu müsamaha, ebedi ve evrensel olan İslâm’ın semeresidir.
Kur’ân müsamahayı; İslâm’ın hayat, kâinat ve insan anlayışına bina eder. Buna göre varlıkta, 1- Zorunlu varlık olan Hak Teala 2- O’nun dışındaki mümkinat vardır. Birlik, yalnız Allah’ın sıfatıdır. Yaratıklarda ise çokluk, çeşitlilik ve farklılık bulunmaktadır. Çoğulculuk O’nun değişmez nizamlarındandır. Bu nizam, değişik toplulukların birlikte yaşamasını, onların birbirlerini tanımalarını yani kültürler, felsefeler, dinler, ırklar, renkler ve diller arasında müsamaha ahlakının hakim olmasını gerektirir. Müsamaha olmazsa barış içinde birlikte yaşama ortadan kalkar. Bu ise, farklılığı dileyen Allah’ın (celle celâlühü) koyduğu nizama karşı çıkmaktır. İşte Kur’ân müsamahayı; hayat, kâinat ve insan hakkındaki bu değer hükmü üzerine yerleştirmiş ve onu dini bir görev ve hayatın olmazsa olmaz bir unsuru saymıştır. Şu halde farklı ırklar ve milletler halinde yaratılan insanların birlikte yaşamalarını temin eden iksir, müsamahadır. Bu topluluklar, Yaratıcının imtihan hikmeti icabı olarak dinleri, dilleri, medeniyetleri, gelenekleri farklı olarak, aralarında fazilette yarışma olan toplumlar olabilirler. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği farklı şeriatlar dairesinde sizi imtihan etmek istediği için ayrı ayrı ümmetler yaptı. Öyleyse durmayın, hayırlı işlerde birbirinizle yarışın! Zaten hepinizin dönüşü Allah’a olacak, O da hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri size bir bir bildirecektir” (Maide, 48). Müsamaha olmadığı takdirde varlığın sebebi ve bu varlığı imar etmede yarışmanın sırrı olan bu çoğulculuğun bulunması imkansızlaşır.
Bu çeşitliliği Allah’ın bir nizamı ve evrenin bir kanunu sayan Kur’ân’dan yola çıkarak, Kur’ân’ın ölçüsü ve İslâm medeniyetinin ruhu olan “adalet”in, farklı gruplarla olan münasebetlerde uygulanacak müsamahanın esası olduğunu söyleyebiliriz. Bu adil müsamahayı kurmak için Kur’ân, her şeyden önce bizden, kendimize karşı adil olmamızı ister.1 Hatta bunun da ötesinde hasımlarımız hakkında bile adil olmamızı emreder.2
Keza İslâm, başka din mensupları hakkında da adaleti gerçekleştirmemizi ister. Bunun gereği olarak, onlar hakkında toptan genel bir hüküm verilmemesi gerektiğini bildirir: “Ehl-i Kitabın hepsi bir değildir. Onların içinde öyle dosdoğru bir cemaat vardır ki gece saatlerinde Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar Allah’ı ve ahireti tasdik eder, iyilikleri yayar, kötülükleri önler ve hayırlı işlere yarışırcasına koşarlar.” (Al-i İmran, 113-114) Şu halde bize muhalif olan topluluklar hakkında Kur’ân’ın kuralı “Onların hepsi bir değildir.” hükmüdür. Gerçekten Kur’ân Yahudiler konusunda bunu uyguladığı gibi, Hıristiyanlar konusunda da uygular.3 Müsamahayı gerçekleştiren bu tutumun İslâm mantığındaki dayanağı, adaletin farz olmasıdır. Kur’ân, Allah’ı “Rabbü’l-alemin, bütün insanların Rabbi” olarak niteler. O, sadece bir topluluğun Rabbi değildir. Allah’ın insanları şerefli kıldığını bildiren ayet de bütün insan türünü kapsamaktadır: “Gerçekten Biz, Âdem evlatlarını şerefli kıldık.” (İsra, 70) İnsanlar arasında üstünlüğün tek ölçüsü “takva”dır: “Allah nazarında en değerli olan, takvada (Allah’a saygı duyup haramlardan sakınmada) en ileri olandır.” (Hucurat, 13) Yoksa ırk, deri rengi, sülale gibi kişinin iradesi dışındaki şeyler değildir. Allah, insanın kalbine ve işine bakar ve iyilerin hakkını zayi etmez.4
Bu adaletin sonuçlarından biri olarak İslâm, tüm insanlıktaki nübüvvet mirasına sahip çıkar. Peygamberlere tabi olanların doğrularını ikrar eder, onlara arız olan yanlışları düzeltir veya bazı yeni hükümler ilave eder.5 İşte bu müsamaha, Kur’ân’ın kâinat telakkisinin bir sonucudur. Zira Allah çoğulculuğu, farklılığı, çeşitliliği bir kanun olarak koymuştur.


 
< Önceki   Sonraki >

İstatistik

Üyeler: 3695
Haberler: 643
Linkler: 41
Ziyaretçi: 469567