Kategori : Ahmet Yapıcı , Yazar : AHMET YAPICI , Okunma : 388
Türk modernleşmesinin amacı geleneksel referansların yerine batılı ve çağdaş normları ikame etmekti. Gelinen süreçte modernleşme toplumumuzda tüm kesimlerin zihinsel referanslarını yerinden oynattı ve değişimlere sebep oldu. Esasında bu, Türk toplumunun bugüne kadar sahip olduğu hayat algısının da değiştiği anlamına gelmekte.
Bugünlerde tartışılan konulara bakıldığı zaman aslında yaşadığımız değişimi hissetmemek mümkün değil. Özellikle 1980 sonrasında yaşanan sosyal ve siyasi hadiseler İslamcı kesimi belki de hazırlıksız olarak değişimin kucağına itti.
Özellikle İslamcı hareketlerin siyasetle ve iktidarla tanışmaları bu değişimi hızlandırdı. Böylece artık dışarıdan muhalefet yapanlar artık hükümet ve iktidarın nimetleri ile tanıştılar. Anadolu’da yeşeren ve “yeşil sermaye” diye adlandırılan holdingler ekonomik bir güç olmalarının yanında acı bir tecrübenin de sebebi oldular. Gerek siyasi ve gerekse ekonomik refah ve yükselme İslamcı hareketlerin muhalifliğini, üretkenliğini ve enerjisini tüketti.
Ve geldiğimiz noktada aşkı, heyecanı, üretkenliği kalmamış dini referanslar yerine dünyevi referanslarla düşünen ve yaşayan (ve de artık dünyevi referanslarla inanmaya başlayan) bir topluluk haline geldi.
Düşünün artık kimse dini inançlarını savunurken bunu bir dini emir veya sorumluluk olarak değil bir temel hak olarak savunmakta. Bu yargı garip gelebilir sizlere…. Ancak bunun arkasında yatan zihinsel gerçeklik dini değil dünyayı öne çıkarmakta….
Toplumda siyasi ve sosyal bir ayrışmaya sebep olan, tartışmaların odağına yerleştirilerek içeriği boşaltılan başörtüsü de artık meydanlarda savunulurken “Kuran’ın bir emri olarak” değil temel hak ve özgürlük vurgusuyla savunulmakta.
Laikliği dinsizlik olarak tanımlayan İslamcılar artık Laikliğin gerçek savunucusunun kendileri olduğunu özellikle vurgulamaktalar.
Dün dini gerekçelerle karşı durdukları tutum ve davranışların bugün hayatın bir gereği olduğunu ispatlamak için bin dereden ayet ve hadis getirmekteler.
Dün denize girmeyi, tatile gitmeyi lüks ve israf sayanlar ve karşı çıkanlar bugün en lüks otellerde sözde İslami tatilin keyfini çıkarmaktalar.
Düne kadar meydanlarda “tüyü bitmemiş yetimin” hakkını savunanlar bugün iktidarın ve zenginliğin nimetlerini hoyratça harcamaktan kaçınmamaktalar….
Evet, örnekleri çoğaltmak mümkün…
Gündelik konuşma dili de önemli bir değişime uğradı. Artık toplumda Kuran’ın temel kavramlar, hadislerin, fıkhın kazandırdığı kelime ve terimler kullanılmaz oldu. Kullananlar ise değişimin gücü karşısında “aşırı ve sert “ olmakla itham edilmekteler.
Değişimi genellemeci bir yaklaşımla iyi veya kötü diye algılıyor değilim. Ancak şu soruları da sormakta fayda var:
Dün hayatın olağan akışı içinde ortaya çıkan bu gerçeklere din adına karşı çıkarken “yaptıklarından dolayı eleştirilen, dinsiz yapılanların” günahları neydi?
Ancak inandığı gibi konuşamayan, inandığı gibi yaşayamayan insanları bekleyen bir tehlike var….
Yaşadığı gibi inanmak….
Hani Kuran’da anlatılan İsrailoğulları var ya… Yaşadıkları hayat dinlerini uydurmak için ayetleri yorumlayan ve sonunda onları değiştiren …. Yaşadıkları gibi inanan ve sonunda dinlerini de bu yaşantılarına uyduran…..
Önemli bir örnek ve ikazdır İsrailoğullarının bu serüveni…..
Ne dersiniz, değişirken değerler de mi dönüşmekte?
Bu arada gündemin sıcak tartışması içinde irtica tereddüdü ve endişesi yaşayanlar!
Korkmayın, endişelenmeyin. Seksen yıllık Laik cumhuriyet eğitimi başarıya ulaştı ki modernlik ve çağdaşlık müslümanları büyük bir değişimin kucağına itti…..
Hem de (bitirilen İslamcılığın) İslamcıları eliyle…..
Biraz sabredin…
Yorumlar () |
|
|
|
|
|