İğne ile kuyu kazmak deyiminin hikayesi Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 1
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Edebi Hikayeler , Yazar : aslanbash , Okunma : 434

Eski zamanların birinde Bahtiyar ve Yadigâr adlı iki iyi arkadaş varmış. İçtikleri su ayrı gitmez, birlikte pek çok şey yaparlarmış. İkisi de yeni bilgiler öğrenmeyi ve yeni yerler görmeyi severmiş. Bir başka ortak yanları da paha biçilmez saydıkları defterleriymiş.

Defterlerini pek sever, sık sık açıp bir şeyler yazıp çizerlermiş.

Bahtiyar, birbirinden güzel şiirler, mâniler, hikâyeler yazarmış defterine. Bunlar ne daha önce duyulmuş ne de hayal edilmiş hikâyeler olurmuş her zaman.

Yadigâr ise harita çizermiş. Yaşadığı şehrin güzel bir haritasını çizmiş defterine. Öyle güzel bir haritaymış ki bu; şehirdeki evleri, kuşları, ağaçları bile gösteriyormuş. Yadigâr, haritayı yapmaya evinin olduğu yerden başladığı için, haritaya bakınca bu evi kolayca tanımak mümkünmüş. Etrafı rengârenk çiçeklerle süslü, kırmızıya boyalı bir evmiş bu.

Bir gün bir tüccar gelip ikisinden bir ricada bulunmuş. Uzak bir şehirde oturan akrabasına bir mektup ve birkaç parça hediye göndermek istiyormuş. Ancak bu işi yapacak ne zamanı varmış ne de kuvveti. Bu işi karşılığında yüklü bir bedel vermeye de razıymış.

Teklifi dinleyen iki arkadaş sevinmiş. Hazırlıklarını yapmışlar. Yanlarına, geçtikleri yerlerde satmak için yükte hafif pahada ağır birkaç şey almışlar. Kahve, baharat, iğne, iplik, renkli boncuklar ve düğmeler...

Yol boyunca atlarını yarıştırmışlar, neşeli sohbetler yapmışlar, yabani meyveler toplamışlar. Güle oynaya yol almaya devam ederken, bir akşamüstü yolları sarp bir geçide düşmüş. Bu ıssız yerde karanlık daha bir ürkütücü görünmüş gözlerine. Gölgeler giderek büyümüş. Sığınılacak bir yer var mı diye etrafa bakınmışlar; ama nafile. Üstüne bir de bardaktan boşanırcasına yağmur başlamasın mı? Kendilerini geçide dar atıp ilerlemeye başlamışlar. Yağmur ve rüzgârın şiddetinden, geçidin iki yanında yükselen tepelerden, irili ufaklı kaya parçaları düşüyormuş üzerlerine. Sırılsıklam bir halde öte yana geçmişler.

Aynı anda ikisi de uzakta yanan ışıkları görmüş. Çok beklemeyip atlarını sürmüşler şehre doğru.

Bahtiyar’la Yadigâr aceleyle girmişler şehrin kapısından. Bir han bulup içeri girmişler. Hancıyla anlaşmaları zor olmuş.

- Eyvah demiş, Bahtiyar. Başka bir dil konuşuyorlar.

Güç bela anlaşıp bir günlük ücreti ödemeyi başarmışlar. Hancı ücreti aldıktan sonra:

- İdyah, idmiş irheş nizeg. Ahabas zürüşürög, demiş

Yadigâr onun kendilerini başından savmaya çalıştığını düşünüyormuş. Haksız da sayılmazmış hani. Hancı konuşurken bir yandan da eliyle kapıyı işaret ediyormuş çünkü.

- Uyumak istiyoruz, demişler hancıya ve bu kez de hancı tuhaf tuhaf bakmış. Hancının bu tuhaf bakışları altında odalarına çıkıp uyumuşlar.

Sabah uyandıklarında, ne akşamki kalabalıktan eser var, ne hancıdan! Dükkânlar kepenk indirmiş, fırının ocağı sönmüş, evlerin perdeleri de sıkı sıkı örtülüymüş. İki arkadaş şaşkınlıklarını gizleyememişler. Uzun süre dolaşmalarına rağmen Allah’ın bir kulu çıkmamış karşılarına. Bir ağaç altına oturup kahvaltı niyetine katıksız ekmeklerini yerken, defterlerini çıkarmışlar. Âdetleri olduğu üzere Bahtiyar hikâye yazmaya, Yadigâr da harita çizmeye başlamış. Bulundukları şehrin haritasını çiziyormuş. Haritasına altında oturduğu ağaçtan başlamış. Bu sebeple defterine çizdiği bu ağacı kırmızıya boyamış. Sonra da gördüğü yerleri işaret eden çizgiler çizmiş defterine. O sırada şehrin kolluk kuvvetlerinden iki kişi yanlarına gelmiş. Farklı dilleri konuştukları için bir türlü anlaşamamışlar. İki arkadaşı casus zanneden kolluk kuvvetleri onlar yaka paça alıp götürmüş. Tabii doğru hapse! Üstelik defterlerine de el koymuşlar.

Bahtiyar ve Yadigâr, bu beladan nasıl kurtulacaklarını bilemiyorlarmış. Akşama kadar hapiste kaldıktan sonra akşam şehrin önemli kişilerinden olduğu belli olan biri gelmiş. Onlara hiç de anlaşılmayan birkaç soru sormuş. Bizim kafadarlar tıpkı kolluk kuvvetlerine olduğu gibi ona da dert anlatamamışlar.

Üstelik defterlerine el koyan ve onları iyice inceleyen önemli kişi eliyle boyunlarını işaret ederek:

- Ralnub izimirheş neyeltezög ralsusac ılamlo. Ub relretfed ed nunub ne iyi ıtınak. İnisiki ed nısa, demiş.

Bu sözler kötü bir şeyin habercisi gibi gelmiş Bahtiyar’la Yadigâr’a. Son dualarını etmeye başlamışlar. Fakat bir yandan da bir kurtuluş çaresi düşünmeye devam ediyorlarmış.

En çaresiz anlarda bile, insan düşündükçe zihninde yeni kapılar açılır. Öyle de olmuş. Birden iyi hikâyeler yazan Bahtiyar şehir halkının konuştuğu dili çözmüş. Hatta gardiyanı çağırıp düşüncesini test etmiş. Önce ona “Size bir şey sormak istiyorum.” demiş, gardiyan aval aval bakınca “Ezis rib yeş kamros muroyitsi” demiş. O zaman gardiyanın gözleri parlamış ve “Nuruyub” demiş. Yani “Buyurun” demek istemiş. Meğer şehir halkı her şeyi tersinden konuşuyormuş. Bahtiyar’ın anladığı buymuş işte.

Bu anlaşılmaz dili çözen Bahtiyar ve Yadigâr, küçük bir hile ile bu beladan kurtulmaya karar vermişler. Bahtiyar gardiyanı çağırıp:

- Ezib nirheş ilmenö inisişik rığaç. Alnuno kamşunok zuroyitsi, demiş.

Gardiyan kendi dillerini bülbül gibi konuşan mahkûmlara şaşkın şaşkın bakıyormuş hâlâ. Şehrin önemli kişisini yeniden çağırmış. Ona şehirdeki büyük bir hazinenin peşinde olduklarını anlatmışlar. Hazinenin defterdeki kırmızı boyalı ağacın altında olduğunu söylemişler. Ancak ağacın altını iğne ile kazmak gerektiğini, başka türlü hazineyi bulamayacaklarına inandırmışlar. Hana dönmelerine izin veren önemli kişiye birkaç tane de iğne hediye etmişler.

Önemli kişi aldığı iğnelerle ağacın altını kazmaya giderken çok heyecanlıymış. Bahtiyar’la Yadigâr da eşyalarını toplayıp handan ayrılmışlar. Şehirden çıkarken önemli kişinin harıl harıl iğne ile ağacın altını kazdığını görmüşler. Şehir halkından ne yaptığını soranlara “Kuyu kazıyorum!” diyormuş.

Şehir halkı, bunu, önemli kişi olmanın bir işareti saymış ve onlar da iğne ile kuyu kazmaya başlamışlar.

Bahtiyar ve Yadigâr tüccarın emanetini teslim edip evlerine dönmüşler. Yadigâr defterine o tuhaf şehrin haritasını tekrar çizmiş. Altında oturdukları o ağacı, iğne ile kuyu kazılan yer, diye işaretlemiş.

O gün bugündür de iğne ile kuyu kazmak deyimi insanların diline dolanmış. Hiç olmayacak bir işi, olmayacak malzemelerle yapmaya çalışanlar için kullanılır olmuş.

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)