Türkiye tezatlıklar ülkesi Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 0
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Mehmet Özçelik , Yazar : Mehmet Özçelik , Okunma : 488

Problemler hayatın devamıdır. Hayat problemlerle vardır. Problemin bittiği yerde,hayat da biter. Tüm problemleri bitirdim, diyen kimse hayatını bitirmiştir. Problemler hayatın motorudur
Bazen problemler başka problemleri çözmek içindir.Bana problem olan bir şey başkasının problemine çözüm olmaktadır.Benim arabamın tamiri,tamircinin para problemini çözmektedir.
-Ümmetimin ihtilafı rahmettir-hadisi bir cihette külli manada hayra vesile olan farklılıklar hayra sebebdir.
Zünnun-i Mısri: ”Belâ,müminin tadıdır.Belâ yok olduğunda hali bozulur.”
Adeta tatlanmamız için kader belalara müsaade etmiştir.

*Türkiye bir yandan tezatlıkları yaşayan diğer yandan da bu tezatlıkları yaşayarak ayrıştırmaya namzet bir ülkedir.
Ordusuyla,halkıyla İslama bin yıldır hizmet eden bu millet,bu gün dinine bigane,bazen de düşman tavırlar içerisine girmektedir.
Bir okulda namaz kılan kız öğrencilerin bu namaz hali cürmü meşhud gibi gösterilirken,diğer yandan da aynı okuldaki Din Dersi öğretmenine namazı anlatması mecburi görev olarak verilmektedir.
Oysa anlatılanlar yaşanmak içindir.Anlatmaya ücret vererek müsaade edilirken,uygulamaya ceza getirilmektedir.Hem öğret ve hem de suçla.
Aynı durum benim de başıma geldi.Tesettürün yeni yeni gündeme geldiği 1988 yıllarında sınıfta sorulması ve gündemde olması sebebiyle anlattım.
İlçe milli eğitime şikayet üzerine milli eğitim müdürü bizi soruşturmak üzere geldi.
Sınıfta tesettür konusunu anlatmışsın,dedi.
Bende evet anlattım,deyince,nasıl olduğunu sordu.
Gerek gündemdeki bir konu olması,gerek öğrencilerin sorması ve gerekse de Milli eğitimin bana anlat demesi üzerine bende anlatım,dedim.
Milli eğitimin nasıl anlat dediğini sorması üzerine,kitaplarımızda setr-i avret konusunun olup,özellikle namazda da nasıl örtünmesi gerektiğini ve Kur’anda geçen tesettür ayetlerini aktardığımı uzunca izah ettim.
Tekrar dönerek,ancak sen sevdirmişsin,dedi.
Ben de anlatmak görevim olup,kimsenin boğazına sarılarak zorlama görevim olmadığını kendilerine izahtan sonra,başladılar günah çıkarmaya;
Yav bana da faşist dediler,Türkeşin arabasına bindi dediler,kominist dediler diyerek çay ısmarladı ve olay tatlıya bağlandı.

*Ektiğimizi biçiyoruz.Ankara/Anafartalar çarşısına üzerindeki bombayı patlatarak on kadar kişinin ölümüne,yüzden dfazlanın yaralanmasına ve büyük maddi kayıba sebeb olan kişi,daha önceleri 1 mayıs eylemine karışmış,pankart asmış,sol örgüte mensub,polisle mukavemetten 2 yıl hapiste yatmış,örgüt üyesi,terörist,bölücü.
Bu insan farklı bir şey değil,aldığını ödetiyor.

 *Yanlışa alet edilen doğrular…
 Asırlardır istikameti ve istikrarı bulamamış olan İrana bir özlem olmuş,doğruluk adına yanlışlar yapılmıştır.
 Ve yıllardır bir netice alınmadığı bizzat müşahede edilmiştir.
 Ancak bu durum menfi olanlara bir pirim vermiş,onların menfiliklerini sergilemelerine zemin hazırlamıştır.
 Şeriatı getireceğiz  uğruna,şeriat yaşanmamıştır.Sözde kalıp yaşanmayan bir dâva ve slogan olarak sürdürülmüştür.
 **Hasan-ı Basri:”Ömer bin Abdulazizin zühdü,Veysel Karaninin zühdünden daha ileridir.”
”Zerre kadar takva sahibi olmak,bin nafile namaz ve oruçtan daha hayırlıdır.”
Asırlardır İslamiyet ön planı çıkarıldığı kadar,iman ön plana çıkarılmadı.Hep giriş kapısında oyalanıldı.
“Dışını şeriatla meşgul eden, ona bağlayan kimselerin Allah; sır yani iç alemlerini
müşahedesiyle süsleyip donatır. Dış hareketler, iç bereketlerin sebebi ve doğurucusudur.”
            Şeriat;islamın kapısı,tarikat;merdivenleri,Hakikat;odaları,Marifet;çatısı ve tümüdür.

 *Türkiyede doğrular adına yanlışlar yapılmıştır.Bu tüm kesimler içinde geçerlidir.
1980-den sonra Türkiyede özellikle bir kısım ve bir kesim,Mu’tezilenin ve Teymiyeciliğin yayılmasında ve yaygınlaşmasında bir gayret içerisine girmiştir.Aklı öne çıkarır tıpkı materyalistlerin maddeyi öne çıkarmaları gibi.İlahi arş olan kalbin yerine aklı ikame ederler.
 Oysa gerçek mükemmellik akıl ile kalbin ittifakıdır.
İbni Batuta Seyahatnamesinde İbni Teymiye ile ilgili olarak:””Dımaşk’ta (Şam) Hanbeli Fakihlerinden İbni Teymiyenin -ilim ve fende söz sahibi ise de-aklında biraz noksanlık vardı.Dımaşklılar kendisine çok hürmet gösterirlerdi.Bir kere söylediği bir sözü fakihler,dine aykırı bularak,Melik’e haber verdiler.Melik Nasır,İbni Teymiyenin Kahireye getirilmesini emretti.Kadılar ve fakihler sultanın huzurunda toplandı.Şerafeddin Zevai-i Maliki;İbni Teymiyenin sözleri hakkında ileri sürülen itiraz ve delilleri başkadıya arz etti.Başkadının İbni Teymiyeye”Ne dersiniz?demesine karşılık o da”Lailahe illallah”dedi.İthamlara cevap vermeyince Melik Nasırın emriyle hapse atıldı.Sonraları annesinin Melik nasıra müracaatı üzerine serbest bırakıldı.
 Sonraları yine böyle bir harekette bulundu.O zaman ben Dımaşkta idim.Cuma günü mescide bulunduğum sırada,İbni Teymiye,Emeviye camiinin minberinde halka vaaz ettikten sonra;”Benim şimdi indiğim gibi,muhakkak Cenab-ı Allah dünyaya iner.”diyerek,minberin merdiveninden indi.Maliki alimi İbni Zehra,İbni Teymiyenin bu sözünü reddetti.Halk ayaklanarak İbni Teymiyeyi tartakladılar;imamesi düşünce,ipekli takkesi göründü.Halk daha da kızıp,bunu Hanbeli kadısı İzettin bin Müslim’in evine götürdüler.Kadı,hapsedilmesini ve ta’zirini emretti.
 Maliki ve Şafii alimleri Emir Seyfeddin Tengiz’e şikayet ettiler.Tengiz,keyfiyeti Melik Nasıra bildirdi ve dine muhalif olarak”üç talak ile boşayan bir talak ile boşamış gibidir.”ve “Ravza-i mutahharayı ziyarete giden misafir kasr-ı namaz etmez.”dediğine dair şer’i bir rapor tanzim ederek gönderdi.Melik Nasırın emriyle İbni Teymiye kalede hapsedildi ve orada öldü.”
 “İbn Teymiyye’nin açıkça ALLAH Tealaya cisim isnat ettiğini söyleyen Zahid Kevseri[45] bu noktada şunları söylemektedir: “Ebu Hayyan, ‘O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.’[46] ayetini tefsir ederken muasırı olan İbn Teymiyye’nin “Kitabu’l-Arş” adlı -kendi el yazısıyla kaleme aldığı- eserinde şu ifadeleri okuduğunu nakletmektedir: ‘ALLAH Teala kürsüde oturmaktadır. Yanı başında boşalttığı yerde ise Onunla birlikte Hz. Peygamber oturmaktadır.” Elyazması nüshalarda var olan bu ifadeler kitabın musahhihi tarafından matbu nüshalara alınmamıştır. Musahhih, Kevseri’ye, din düşmanlarının hadiseden nemalanmamaları için böyle bir tercihte bulunduğunu söylemiştir.”

*Olaylar çalkalıyor,ifrat ve tefritten vasata götürüyor.Yağı alınan yoğurt gibi.Bir yandan İbni Teymiye,diğer yandan sağcı-solcu,ilgisiz-bilsiziler..

 *Türkiyede uzun yıllar din eğitiminden mahrum bir nesil yetişti ve yetiştirildi.Az bir samimiyeti olan başlar üzerine alındı.mesela;
”Fazla medenileşen üst tabakanın çocuklarının,ezansız yeni semtlerde”Müslümanlık rüyasını göremeyenlerden kabul edilen Yahya Kemal,”Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılamıyacağı”endişesi ile gece hiç uyumadı,bayram namazına gitti,kendi anlattığına göre,”Cemaat onu sevinçli bir hayret ile karşıladı. Gözleri,Muhammed(sam)adı anılınca yaşlarla dolmuştu.Namazdan sonra,yukarıda adı geçen Reşid Akif Paşa:”Bu bayram namazında iki defa mus’udum,hamdolsun sizlerden birini kendi başına camie gelmiş gördüm.Berhudar ol oğlum!Gözlerimi kapamadan önce bunu görmek beni müteselli etti.”diyerek Yahya Kemal’in elini tutmuştu.
 Ziya Paşa ve Namık Kemal bundan farklı değil ancak bir arayış içerisinde idiler.

*Yeni tipler,yeni hizibler ortaya çıktı.Bir yandan dine sınırlama getirerek,diğer yandan insanların sağlıksız dinini öğrenmelerine yol açarak.
Asırlar içindekileri bir yandan kusarken,bir yandan da eteğinde olanlar onları boşaltmakta,kimi birikmiş hıncını ortaya koymakta,kimileri de tekamülünü sürdürmektedir.
Hristiyanlar alim oldukça; Müslümanlar cahil oldukça dinlerinden
uzaklaşırlar. ( Charles Mismar)
" Düşmanın açık bıraktığı kapı ancak onun istediği yere çıkar "
Halk cahil bırakıldı,düşmana kapılar açıldı.
Bir hadisde"Medeniyetten uzakta yaşayan, ka­birde yaşayan gibidir" buyurmuş.
Medeniyetten uzak bir ortamda yaşadık.
Bediüzzamanın dediği gibi:”Evet,bir millet cehaletle hukukunu bilmez ise;ehli hamiyeti dahi müstebid eder..”
Hamiyet ehli dahi kanun adına müstebid oldular,istibdadı uyguladılar.
Devr-i zamane cümbüşü nâdanlık üzeredir..Nâdan komaz ki merdüm-i dâna huzur ede...

*Türkiye dünya intihar listesinde 66.sırada.Ülkenin kültürel yapısı bunun gizli kalmasına da sebeb olmaktadır.Yapılan araştırmada:”1967 yılından bu yana tutulduğu göz önüne alınırsa,son yıllarda yükselme eğilimi göstermesi,soruna ciddiyetle yaklaşılmasını zorunlu kılıyor.Türkiyede intiharlar sürekli artıyor.Örneğin son 10 yıllık süreçte,kaba ölüm oranı yüzde 20 artmış.Dünya sağlık örgütünün verilerine göre 2000 yılında tüm dünyada yaklaşık 1 milyon kişi intihar sonucu hayatını kaybetti.”
Oysa imanlı bir Müslüman kendisini ebedi cezaya çarptıracak bir günaha bile bile tevessül etmez.Bütün bunlar manevi bir boşluğun ürünüdür.Ekilenlerin veya ekmeye müsaade edilmeyenlerin bir sonucudur.

*Bizde olduğu gibi İslam dünyası her alanda hafızasını kaybetti.
”Son iki yılda, 'ülkenin hafızası' kabul edilen 205 akademisyen, faili meçhul cinayete kurban gitti. Katledilenlerin çoğu Sünni; ancak Şiilerden de çok sayıda can kaybı var. Saldırılara hükümet içerisindeki kimi güçlerin destek verdiği iddia ediliyor. Bazı ülkelerin, suikastları yönlendirdiği, Şii lider Mukteda el-Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu'nun da cinayetlerde tetikçi rolü üstlendiği ileri sürülüyor. Bağdat'tan destek görmeyen hocalar, UNESCO'dan yardım istedi.”

*İslamın ve Rasulullahın çıktığı dönemden zamanımıza kadar sosyal değişimler ve farklılıklar..siyasal,sosyal,ilmi,itikadi çatışmalar sürekli körüklenmiş…
Bazen bozulmalar düzelmelere bir sebebdir.
Nitekim medreselerin uzun süre gramerle uğraşmaktan hakikata geçmeye zaman bulamamaları ve bu da yılların kaybı demek olduğundan medreselerin ilgasına kader bir yandan zalim eliyle müsaade ederken,diğer yandan da kısa yoldan hakikata ulaştıracak yolları da açmış oldu.

 *Büyükler küçük şeylerle uğraşmazlar.Büyüklükte yol alırlar.Büyük dağlar her yerde büyükdürler,büyük olarak görünürler.
Büyükler her zaman büyük olmaktadırlar.Kavga büyüklerden değil,küçüklerden kaynaklanmaktadır.Nitekim cemaatların büyükleri kavga etmezken,aşağıda bulunan küçükler ihtilaf ve kavga çıkarırlar.Büyükler mesleklerinin muhabbetiyle yaşarken,küçükler büyüklerinin muhabbetiyle yaşamaya çalıştıklarından ihlas kaçar,rekabet başlar,nizaya sebeb olurlar.
 Küçükler problemlerini büyüklere götürür,büyükler problemleri çözerler.Birbirleriyle anlaşamayan küçükler,büyüklerin huzurunda anlaşırlar.
 Nitekim adamın birisi bir inek çalar,daha sonra pişman olur ve sahibini bulamadığından ineği Hacı Bektaşı Veli dergahına götürür ve çalıntı olduğunu söyler.Onlarda bunu kabul etmeyince Mevlananın dergahına götürüp çalıntı olduğunu söyler.Mevlana da kendisine bırakmasını söyler.
 Adam taaccüb eder.Neden Hacı bektaşı Veli kabul etmediği halde,Mevlana kabul etmiştir.Sebebini sorar.Mevlana da cevaben;
 Bir yerde bir leş olduğu zaman oraya ilk defa kargalar gider,bizde öyleyiz.Şahinler pek tenezzül etmezler.Hacı Bektaşı Veli kardeşimizde şahin gibi olup pek iltifat etmez.
 Adam kalkar birde Mevlana almışken kendisinin neden almadığını sormak üzere Hacı bektaşı Veliye varır ve sorar.
 Aldığı cevab Mevlananın verdiği cevapdan hiçde geri bir cevap olmayıp,kendisine ve Mevlanaya yakışan cevabtır;
 -Bir okyanusa ve denize bir pislik düştüğü zaman o pislik orayı kirletmez.Mevlana da okyanus gibidir.Ancak bir damlaya bir pislik düştüğünde onu hemen kirletir.Bizde bir damla gibiyiz…der.
 Büyükler kendilerini küçük görürken,küçükler kendilerini büyük görmektedirler.Niza da buradan çıkmaktadır.

Mehmet  ÖZÇELİK
02-06-2007

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)