Kategori : Tasavvuf , Yazar : aslanbash , Okunma : 325
[ Ali Ünal'ın Yazısı ] Nefis, asıl manâsıyla mahiyet-i insaniyedir; yani, insan ne ise odur. Allah, varlık âleminde tecellisini dilediği "bütün isimlerinin önüne vehmî bir hat çekmiş ve ('ego' denilen) insanî mahiyeti yaratmıştır".
Sınırsızca gelişmeye müsait istidatlarla (potansiyel) donatılan nefis, yani mahiyet-i insaniye, İlâhî İsimler'in en yoğun tecelli merkezi olarak kâinattan daha büyüktür; şuur ve iradeye dayalı vazifesi ve fonksiyonuyla birlikte Cenab-ı Allah'a en kapsamlı aynadır. Hayvanlar dünyaya hayatları için gerekli bütün bilgi kendilerine verilmiş olarak gelir ve çok kısa bir zaman içinde hemen hayata adapte olurken, insan, özellikle manevî potansiyellerini harekete geçirip geliştirme adına inanmaya ve ömür boyu öğrenmeye muhtaçtır. Dolayısıyla onun tekâmülü, öğrenmekle, ilimle ve inanıp ibadet etmekle mümkündür. Sadece ruhu-kalbi işletmekle ancak velâyet-i suğra (küçük-tasavvufî velâyet) yolunda mesafe alınabilirken, ruhunun-kalbinin iman ve ilim aydınlığında nefis, yani bütün bir insanî mahiyet, velâyet-i kübra (büyük velâyet, Sahabe velâyeti) yolunda yürür. Bu yolda, dünya hayatını yaşamanın mekanizması olan bütün bedenî uzuvların da ibadete katılmasıyla nefis, tüm varlığıyla ibadet eden aziz bir âbid mertebesine yükselir. Meselâ, tatma duyusu dille Cenab-ı Allah'ın sayısız denebilecek maddî nimetlerini tadar ve karşılığında şükür fabrikası haline gelir. Şu halde, insanın gerçek ve eksiksiz tekâmülü, ancak mahiyeti olan nefisle mümkündür ve ancak bu yolla Allah marifetinde, Din'i anlayıp yaşamada, (kişiler sayısınca makamlar, tekâmül dereceleri olsa da) en az kusursuz seviyeye ulaşılabilir. Buna karşılık, insanın gerçek terakkî ve tekâmülünün iki motorundan iman terk edilip, ilim de gerçek mahiyetinden çıkarılıp imansızlığa basamak yapılınca nefis, sadece nefs-i emmare, yani tahripte sınır tanımaz ve kendi kendisini sürekli kötülüğe sürükleyen bir mekanizmaya dönüşür. Önceki yolda melekleri bile geride bırakırken, bu defa şeytanları bile utandıracak bir derekeye düşer.
Nubar Terziyan, Yıldırım Önal, Sami (Samuel) Hazinses, Kadir Savun, Aliye Rona ve daha onlarcası. Geçen akşam bir TV kanalında kendilerinden söz edilen ve hemen herkesin bildiği, pek çok ailelerin âdeta birer ferdi haline gelmiş isimler bunlar. Kimi alkolik olup intihar etmiş, ömürlerinin sonuna doğru kimi ilaç parası için çocuklarına muhtaç olmuş, kimi 80'ini aşmışken yurtdışında film setinde ölmüş, kimi kendisine teklif edilen karakteri oynamayı reddettiği için boykota maruz kalmış ve intihara sürüklenmiş, kimi âdeta dilenciliğe mecbur kalmış isimler. Nefs-i emmarelerin kurduğu toplum ve "medeniyet"in kucağında sağlıklarında kanları emilen, emilecek kanları kuruyunca da yalnız başlarına terk edilen isimler. Adalet ve dengenin kaynağı hak yerine, zulmün kaynağı güce dayanan; karşılıklı muhabbet ve yardımlaşmayı doğuran fazilet yerine, eşya ve mal üzerinde canavarca boğuşmaya sebep maddî çıkarların tatminini esas alan; fertleri ve toplumları kardeşlik, barış ve haricin saldırısına karşı müdafaaya yönelten din, vatan ve meslek temelinde birleştirme yerine, başkalarını yutmakla beslenen ırk, renk, fizikî yapı ve çıkar temelinde ayıran; hayatı bir yardımlaşma ve dayanışma senfonisi olarak değil de, bütünüyle bir mücadele arenası olarak gören; insanlara hidayet, dolayısıyla dünyada da Âhiret'te de gerçek saadet adına hizmet etmek yerine, ihtiyaçları sürekli artırıp, bedenî arzuları kamçılayarak ve tüketimi körükleyerek, onları doymaz, ihtiyaçlar arkasında yorgun, dünyada bir başkasını fazladan gören, tükettikçe üreten, ürettikçe tüketen ve böylece hayatını bitiren birer canavara dönüştüren "medeniyet"in ratinge, kâra, bencilliğe, küçük bir azınlığın yedikçe, içtikçe acıktıran maddî refahına; cinsellik, alkol ve hiç ulaşılamayan karın tokluğundan ibaret hayatına kurban ettiği öz evlâtları.
Evet, bu korkunç zulüm mekanizması ve bataklığı üzerinde düşünürken, hayatımıza hayat yapmak için gönderilen İslâm'ın, bazen ona hizmet adına bile araçlaştırılıp araçlaştırılmadığını sorgulamak da onun bütün müntesiplerine düşüyor.
09 Nisan 2007, Pazartesi
Yorumlar () |
|
|
|
|
|