Kategori : Ahmet Yapıcı , Yazar : AHMET YAPICI , Okunma : 785
Kutlu doğum sadece kainatın efendisinin yeniden doğumu değildir. Aynı zamanda insanlığın yeniden doğuşunun adıdır kutlu doğum. Onun doğumuyla, ölmeye yüz tutmuş insanlık, yeniden doğmuş ve kararan kalpler onunla şefkat ve merhametle tanışmıştır. Kutlu doğum “diri diri” ölüme giden kız çocuklarının yeniden dirilişinin adıdır. Kutlu doğum, irade ve hürriyetini kaybetmiş Bilal’lerin ve Habbab’ların yeniden varoluşlarının adıdır. Sevgili Peygamberimizin doğumunu “kutlu” kılan husus onun doğumunun O’nunla sınırlı olmayıp milyonlarca insana yeniden hayat vermesidir.
İnsanlığa gönderilen son kutlu elçi olan Hz. Muhammed (a.s)’in mesajının en önemli özelliği “insan”a yaptığı vurgudur. O’nun risaleti, hayat çizgisi ve söylemleri dikkatle incelendiğinde o günün dünyasına getirmiş olduğu en önemli yeniliğin insana verilen değer ve ona kazandırılmaya çalışılan özgüven olduğu görülür. Bu gerçeği anlamak için öncelikle o günün dünyasındaki yaşam standardını ve o çağın zihniyetini dikkatle gözlemlemek gerekir.
7. yüzyılın dünyasının medeniyet merkezleri olan Roma, İran, Hint ve Arap dünyasında kölelik hakimdi. Her şeyden önce Hz. Muhammed (a.s), köleliğin ve eşitsizliğin hakim olduğu o günün dünyasındaki toplumsal kabullerin tersine her insanın doğuştan eşit olduğunu vurgulamış ve insanın büyüklüğünü, değerini ifade etmiştir. Bununla ezilen, hor görülen köle insanlara insan olduklarını hatırlatarak üzerlerindeki ölü toprağı kaldırmış ve onlara özgüven kazandırmıştır. Böylece efendi ve köleyi insanlık ortak paydasında buluşturmuş ve o günün kabullerini kökünden sarsmıştır.
İlk Müslümanların çoğunluğunu ezilen köle insanlar olması O’nun mesajındaki çekiciliktir. Zira efendilerine bağımlı bir hayata mahkum olan kölelere “insan” olduklarını hatırlatan ve “Allah’ın” muhatabı şerefli varlıklar olduklarını onlara hissettiren kutsal mesaj o dönemde devrim niteliğinde bir tepkiyle karşılaşmıştır. Böylece toplumda ezilen ve hor görülen köle müslümanlar İslam’la birlikte itibar kazanmışlardır. Peygamberimiz kölelere insan olduklarını hatırlatmış, onların efendilerine kölelere eziyeti yasaklamış, onlara kendi yediklerinden yedirmeyi, kendi giydiklerinden giydirmeyi emretmiş ve bir köleyi hürriyetine kavuşturmayı büyük bir fazilet olarak ilan etmiştir. Kimsesi olmayan bu köleleri kendi himayesine almış, zengin Müslümanlara köle satın alıp hürriyete kavuşturmalarını telkin etmiştir.
Peygamberimiz toplumun köle diye küçümsediği bu insanların sosyal statülerini ve itibarlarını yükseltmek için onlara önemli görevler vermiştir. Örneğin; bir köle olan Bilal-ı Habeşi'yi kendi müezzini yapmış ve “Kıyamet gününde en uzun boylu insanlar müezzinler olacaktır”(Müslim) diyerek onun itibarını yükseltmiştir. Zeyd bin Harise'yi Mute ordusuna komutan tayin etmiş, bir köle oğlu olan Üsame'yi Suriye ordusuna komutan yapmıştır. "Hepiniz bir tarağın dişleri gibi eşitsiniz, başınıza siyah bir köle dahi lider olsa ona itaat ediniz" gibi hadisleri zihinlerdeki köle anlayışını yıkmaya yönelik mesajlardır.
Böylece ezilen, hor görülen ve toplum içinde sadece satılık mal muamelesi gören köleler için Hz. Peygamber yeniden doğuş olmuştur.
Peygamberimiz yeteneğine güvendiği gençleri önemli görevlere getirmiş ve (bugün olduğu gibi) geleneksel toplumun gençleri sorumluk alanlarının dışına iten anlayışa karşı çıkmıştır.
25 yaşındaki Cafer'i Habeş ülkesine hicret eden Müslümanların başına lider seçmiş ve Cafer bin Ebi Talip Necaşi'nin huzurunda Müslümanların hissiyatını ve dertlerini en güzel bir dille ifade etmiştir.
O gün henüz 15- 16'sında olan Zeyd bin Sabit ki bugünün gençliği için çok ender bir örnektir. Peygamberimiz bu zeki ve yetenekli gence o günkü Yahudilerin konuştuğu İbranice ve Hıristiyanların konuştuğu Süryanice'yi öğrenmesini emretmiş ve o da çok kısa bir sürede öğrenmiştir. Böylece Zeyd genç yaşına rağmen hem Hz. Peygamber'in vefatına kadar onun vahiy katipliğini yapmış hem de O'nun tercümanlığını yapmıştır. Peygamberimizin vefatından sonra Kuran'ı kitap haline getiren komisyonun başına da birçok büyük sahabeye rağmen halife Hz. Ebu Bekir , 22 yaşındaki Zeyd b. Sabit'i getirmiş ve o da bu işi başarı ile tamamlamıştır. Gençlerimizin Zeyd bin Sabit'ten alacağı çok ders olsa gerek.
26 yaşında olan Muaz bin Cebel'i peygamberimiz tarihte olduğu gibi o gün de sorunlu bir bölge olan Yemen'e vali olarak göndermesi, 18 yaşındaki Üsame'yi 30 bin kişilik Suriye ordusunun başına komutan tayin etmesi, 25 yaşındaki Musab bin Umeyr'i Medine'ye muallim olarak göndermesi gibi örnekler peygamberimizin, geleneksel toplumun yaşlıları öne çıkaran anlayışına karşın gençleri sosyal hayatta aktif olarak öne çıkardığının işaretidir. Bu yüzden gençlerimizi zeka ve yetenekleri doğrultusunda eğiterek sosyal hayatımızda aktif kılmamız gerekmektedir.
Kadını şeytana benzeten Ortaçağ Avrupa’sının anlayışı ve sosyal hayattan kadını dışlayan Arap toplumunun adetlerinin aksine Peygamberimiz mesajıyla kadını bir bütünün diğer yarısı olarak kabul etmiş ve kadının Allah'ın karşısında aynen erkek gibi "kul" olduğunu ilan etmiştir. Kadına karşı şiddeti yasaklayan Peygamberimiz bunu örnek aile yaşantısı ile göstermiştir. Haftanın belli günlerini kadınlara ayırmış ve kadınların cahil kalmasının önüne geçmiştir.
Bugün bazen gördüğümüz gibi toplumun erkeği yücelten kadına ayrımcılık yapan anlayışına karşın Peygamberimiz "Üç kız çocuğunu güzel terbiye edip büyüten anne-baba cennetliktir." hadisini cinsiyet ayrımı yapan adetlere karşı insanlığa yapılan vurgu olarak anlamak daha doğru olacaktır. Burası ilginçtir çünkü erkeklerin ön plana çıkarıldığı bir toplumda inananlara kız çocukları aracılığı ile cennet vadeden Peygamberimizin bu davranışından bugün ders alamayan ve kızlarına hala cahiliye adetleri ile muamele eden Müslüman anne-babalar görmekteyiz.
Toplum hayatı içinde küçük-büyük demeden her kesimle oldukça samimi ilişkiler kuran Hz. Peygamber (a.s) gönüller kazanmış bir sevgili olmuştur.
O’nun yaklaşık on yıl hizmetinde bulunan Enes bin Malik’in küçük bir kardeşi vardır. Adı da Umeyr’dir.
Umeyr kuşları seven ve evinde kuş besleyen, yedi-sekiz yaşlarında bir çocuktur. Allah’ın rasulü onu her gördüğü zaman ona:
“Umeyr! Kuşların nasıl” diye takılırdı. Bir ara Allah’ın Rasulü, Umeyr’i görmez olur ve ağabeyi olan Enes’e sorar:
“Umeyr nerelerde?”
Enes:
“Ya Rasulallah! Umeyr’in kuşları öldü. Bu yüzden üzgün ve evden çıkmıyor”
Ertesi gün küçük Umeyr’in kapısında biri vardır. Umeyr, kapıya çıkınca şaşırır :
Kapıdaki kişi ona “Umeyr! Duydum ki kuşların ölmüş, üzüntünü paylaşmaya geldim” der. Umeyr’in üzüntüsü kalır mı hiç. Çünkü gelen Allah’ın Rasulü’dür.
O’nu teskin etmeye, acısını paylaşmaya gelmiştir.Umeyr sevinmesin de kim sevinsin, Sevgili Peygamber’i Umeyr sevmesin de kim sevsin.
Toplumun her kesimi ile sıcak ilişkiler kurabilen, onlara kendini sevdirebilen bir ahlaka sahip yüce elçi.
Bir cenazeye katılır, cenazeyi taşıyanlar “Bu cenaze çok ağır Ya Rasulallah!” deyince Allah’ın Rasul’ü :
“Sevapları çoktur, bu yüzden ağırdır” der.
Bir başka cenazede ise cenazenin hafif olduğunu söyleyenlere ise:
“Günahları azdır, bu yüzden hafiftir” der.
Özünde, sözünde, yüzünde ve bakışında güzellik ve iyilik hakim olan Kutlu Elçi’ye de bu yakışmaz mı zaten.
Amcası Abbas’a sorarlar:
“Sen mi büyüksün yoksa yeğenin mi (Rasulullah mı)”
Amcası Hz. Abbas’ın cevabı da Ona yakışır niteliktedir:
“O benden büyük, ben ise ondan yaşlıyım”
O büyük insana ümmet olmanın bahtiyarlığını yaşayanlara ne mutlu….
Binlerce salat ve selam ona olsun…
Ve O’nun yolundan gidenlere…
Yorumlar () |
|
|
|
|
|