|
Sayfa 1 Toplam 2 Kategori : Var Olmak , Yazar : hakan s. , Okunma : 676 ..( varolmak 1 ve 2'nin devamı )
Var olmak, gerçek manasıyla varolmak, hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir. Düşünceye gelince, o da bir harekettir. Hareketlerimizin içselleşmesi ve iç yaşayışımızın sonsuzluğuna sığınması halidir. Filhakika düşünce, gerçek ve olgunlaşmış bir harekettir; bütün hareketlerimizin başlangıcı ve sonudur. Hareket, he zaman onunla başlamasa bile onunla nihayetlenir. Bir hareket ağacında binlerce düşünce çiçekleniyor. Hareketin bu çiçeklerini toplamak hususunda kendimizi, hareket karşısında olduğumuzdan daha hür hissederiz. Hakikatte hareketlerimizi saran zaruretler, düşüncelerimizi de çevrelemiştir. Daima hakikati, hareketlerimizin yaptığı seçimin arasında ararız. Yani kendi hakikatimizi müthiş bir egoizm ile kendimiz tayin eder, sonra elimizi aleme açarak doğru düşündüğümüzü isbat edici delilleri alemden dileniriz ve böylelikle davranmada oluşumuzun asla farkında olmayarak fikirler, haklar, hakikatler savunuruz. Varlığımızı esir ederek arkasından sürükleyen zavallı ihtiraslarımızı göremeyiz de fezada muhteşem bir uçuş veya şahane bir yarış yaptığımızı iddia ederiz.
Alemin bütününe bağlanmayarak bu tarzda düşünüş, varlığın ifadesi olan düşünüş değildir. Gerçek düşünüş, varlığımızın her adımda karşılaştığı muammaları kainatın bütününe sorarak oradan da sonsuzluğa duyurarak onlardan cevabını almaktır. Bu manada gerçek düşünce, varlıktan ayrılmıyor. Zira varlık, düşünce olmasa var olmayacaktı. O bir tasavvurdur, yani düşüncedir ve var olmak düşünmek demektir. "Herkes düşünüyor" diyorlar. Acaba öyle mi? Hareket hakkındaki görüşümüzü düşünceye de tatbik edeceğiz. Kainatın bütününe bağlanmayan, sonsuzluktan cevap getirmeyen düşünceler, gerçek düşünce değildir. Olsa olsa muvaffak olamamış, gayesine ulaşamamış düşünce denemeleridir. Düşüncenin en umumi şekli, yakınlaşma suretiyle yapılanıdır. Bu düşünce, tabiatla yanyanadır. Kendisiyle tabiat arasında bir nevi komşuluk kurucudur. Alemin ve alemde hakikatler arayan şuurun çalışması böyle oluyor. Paskal'ın dediği gibi, "Eğer insan bütün tabiat olmasaydı, herşeyle ilgilenmeye kabiliyetli olamazdı." Düşüncenin ikinci basamağında, eşyaya yönelme yoluyla verdiğimiz hükümler geliyor. Eşyaya yönelişlerimiz, bizi dar benliğimizden çıkarıp başkalarına teslim edicidir; bizi genişletici ve hayırkar yapıcıdır. Bu sebepten bu tarzda düşünme, insan denen ve fert olduğu halde bütünle birleşen bu tezatlı varlığı ahlaklı yapmaktır. Birincisinde yalnız eşya arasında münasebetler kurduğumuz halde düşüncenin bu ikinci işleyişinde münasebetler kurmaktan daha öteye gidiyoruz. Alemle, yalnız verici olan bir alış-verişe girişiyoruz. İnsan öyle bir ağaçtır ki meyve vermezse kuruyor. Üçüncü basamak, aşk ve ihtiras yoluyla düşüncenin basamağıdır. Madame de Sevigne, bir mektubunda kızına "göğsünüzde ızdırap çekiyorum" diye yazıyordu. İhtirasın bütün zeka, bütün anlayış olması kabildir. Ancak bunun için insan kendi etrafında derin yaşayışlar keşfetmelidir. İnsan ilmini kendinde derinleştirmesi, şahsiyetini darlıktan kurtarıp genişletmesi gereklidir. İnsan Ruhu alme doğru yayılırken aynı zamanda kendi içinde derinleşmelidir. Dimağın ve kalbin darlıklarından sıyrılmalı, içinde yaşattığı vehimlerden kurtulmalıdır. Başka varlıkların kendinde metafizik tecrübesine yer bırakmak için, bizzat kendi kendisinden boşalmalıdır. Şüphesiz ki bu hal azaplıdır, öldürücüdür, lakin hakikatlara kendinde hayat vericidir. Varlığı ölümden kurtarıcı, sonsuz ebedi yapıcıdır.
|