Ölüler Nasıl Diriltilir? Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 19
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Ömer Özbek , Yazar : Ömer ÖZBEK , Okunma : 890
Akıl sahibi her insan bilmelidir ki; ölüm nasıl bir gerçekse öldükten sonra dirilmek de aynen öyle, hatta ondan daha ilerde bir gerçektir. Ölüleri ancak onları yok iken var eden (can veren) ve sonra öldüren diriltebilir. Hem hiç olmayan bir varlığa, var ettikten sonra insan diye can veren kudret, onu öldürdükten sonra da bir parçasından (acbuzzeneb) yeniden diriltmeye güç yetiremez mi? İlmi araştırmalar da kanıtlamıştır ki; insanın kuyruk sokumunda bulunan bir kemik parçası -tıpkı tohumun ağaca ait bilgiyi içinde barındırdığı gibi- insanın tüm azalarının bilgisini içermektedir. Bu makalede öldükten sonra dirilmeye kesin kanaat oluşturan iki Kur’anî hikâye bulacaksınız.


Bir kimse (Uzeyir as, Ermiya ya da Yeremya) tamamen dağılmış, insanları ölmüş ve binaları evlerin çatıları üzerlerine çökerek yıkılmış olan Kudüs şehrinin yakınlarına gelmişti. Bu zâtın yanında eşeği de vardı. Ayrıca yiyecek olarak kısa zamanda bozulup çürüyebilen taze üzüm ve içecek olarak da yakında bir pınardan doldurduğu taze suyu da eşeğinin üzerindeydi.

O harabeleri görünce demişti ki: Ölümünden sonra bunları acaba Allah nasıl diriltir? Bu söz üzerine Allah o kimseyi oracıkta öldürdü. O zât tam yüz yıl ölü olarak yattı. Bu zaman zarfında eşeği de ölmüş ve kemikleri çürümüştü.

Yüzyıl sonra Allah o şahsı tekrar diriltti ve O’na “burada ne kadar kaldın?” diye sordu. O zât “Bir gün ya da bir günün bir kısmı kadar” deyince Allah “Aksine burada yüz yıl kaldın, yiyecek ve içeceğine bak bozulmadılar” buyurdu.

Karşısında tamamen dirilmiş, her binası ve aralarında dolaşan insanlarıyla capcanlı duran şehri gören zat, zaten bunlara olan hayretiyle şaşırmışken, bir de çabuk bozulabilen üzüm ve suyuna bakınca şaşkınlığı iyice arttı. Gerçekten de taptaze duruyorlardı. Allah-u Teâlâ “Eşeğine bak, seni insanlara bir ibret kılmamız için kemiklere bak, onları nasıl birbiri üstüne koyuyor sonrada üzerlerine et giydiriyoruz?” buyurdu.

O zât eşeğine baktı. Çürümüş bir kemik yığını olarak orada öylece duruyordu. Birden kemikler kıpırdamaya bir merkep iskeleti şeklini almaya başladı. Kemikler birbiri üstüne diziliyor ve ayakta duran bir eşek iskeleti oluşturuyorlardı. Hayretle kemikleri izleyen zât onların tastamam bir eşek iskeleti olduğunu görünce şimdi ne olacak diye meraklandı. Ancak merakı fazla sürmedi. Ayak tırnaklarından başlayarak kemiklerin üzerini etler kaplamaya başlamıştı. Çok geçmeden etler bütün kemikleri sardı ve üzerlerini kalınca bir deri kapatıverdi. Derinin üzerinden çıkan kıllar tastamam kendi eşeğini oluşturmuştu işte. Eşek kıpırdamadan ayakta öylece duruyordu. Sonra ağzı açıldı. İçeriye sürgün eden rüzgârımsı havayı hissetti o zât. Bu eşeğinin ruhuydu. Ruh, eşeğin bedenine girip yerleşince hayvan anırmaya başladı. Artık öldükten sonra dirilmek kendisine iyice aşikâr olmuştu. Bu meselenin kendisine verdiği kati kanaatle dedi ki; “Artık kesinkes biliyorum, Allah her şeye hakkıyla güç yetirir.”

(Bkz. 2/Bakara 259).

…………

Kalbi öldükten sonra dirilme bilgisi ve imanıyla dopdolu olan İbrahim (as) bir gün bir suyun kenarında yürüyordu. Orada bir hayvan ölüsüyle karşılaştı. Suyun kenarında bulunan hayvanın ölüsünden diğer bazı hayvanlar ısırıp yiyorlardı. Ara sıra dalgalar hayvanın cesedini tamamen kaplıyor ve bu sırada bazı balıklar gelerek hayvanın etinden parçalar koparıp yiyor sonra su çekilince diğer hayvanlar ondan başka parçalar ısırıyorlardı. Bu şekilde dağılıp denizin dibindeki hayvanların ayrı karadakilerin ayrı ayrı karınlarına giden bu bedeni Allah nasıl diriltir acaba diye düşündü. İşin hakikatini merak etti ve “Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” dedi. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu. İbrahim: "İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın (itmi’nân bulsun) diye istiyorum." dedi. Bunun üzerine

Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
 


İbrahim (as) kuşları -rivayete göre kelimesindeki elif-lâm ahd için olmak üzere tavus, horoz, karga, güvercin veya kartal-ı aldı ve onları kırk gün süreyle kendine iyice alıştırdı. Her birini çok yakinen tanıyor ve cinslerinden diğer kuşlarla karışsalar bile teker teker diğerlerinden ayırabiliyordu. Özelliklerini ses ve hareketlerini iyice kavramıştı. Onların her birine birer ad koymuş ve o adlarıyla çağırır olmuştu. İsimlerini söyleyince hemen ona koşup gelirlerdi.

 


Kırkıncı günün sonunda Allah’ın kendisine buyurduğu gibi onları teker teker kesti. Etlerini kemiklerinden ayırdıktan sonra kemiklerini de parçalayarak hepsini birbirine karıştırdı. Sonra o karışımları alarak dört eşit parçaya böldü. Her bir hayvanın kafasını bir parçanın yanına ayrı olarak koyduktan sonra onları dört ayrı tepeye bıraktı. Tepelerin tam da ortası olan bir yere gelip her birini adlarıyla çağırdı. Çok geçmedi her biri hızla koşarak (bazıları burada uçarak demişlerse de horoz ve tavus kuşu uçamadığından biz koşarak dedik) ona doğru dipdiri ve tastamam geldiler. Onları alıp kucakladı ve her birini dikkatle inceledi. Evet kendi kuşlarıydı. Daha birkaç saat önce teker teker kesip et ve kemiklerini parçalayıp birbirine karıştırdığı kuşları. Bunun üzerine secdeye kapandı ve Allah’ı hamd ile tesbih etti. Artık kalbi iyice durulmuş, itmi’nâna erişmişti. Kesinkes biliyordu ki “Allah yapmak istediğini kimsenin engelleyemeyeceği derecede güçlü, galip ve hikmet sahibidir.” (Bkz. 2/Bakara 260).

..........

İmamı Gazali vb. klasik İslam alimlerinin görüşlerine göre ölülerin dirilmesi şöyle olacaktır:

Ölüp kabirlerinde çürüyen, vahşi hayvanlar tarafından yenilip sindirilen ve denizlerde boğulup balıklar tarafından yenilen yada çürüyüp giden tüm cesetleri Allah tüm azaları ve hücreleriyle bir araya toplar ve onları topraktan tıpkı bir bitkinin büyümesi gibi diriltir. Kalkıp dirilen cesetlerin dünyada ayak kol parmak vb. organları eksik olsa bile, azaları tamdır. Ancak lihikmetin bazısı kör (Bkz. 20/Tâhâ 124-126), bazısı ise aslen bulunduğu surette olmak üzere kafası insandan başka bir hayvanın başına benzer surette kaldırılır. Kendilerine “sûr”a üfürüldükten sonra annelerinin ismi ile kendi isimleri beraber söylenerek kalkmaları emredilir. Kalkan insanlar dümdüz bir mekan ile karşılaşırlar. Çünkü kıyamet koparken dağlar denizler üzerine yürütülmüş (Bkz. 81/Tekvîr 3) ve sular kapanarak her taraf dümdüz olmuştur. Şu an Arafat dağının bulunduğu mekanda ise büyük bir meydan oluşturulmuş ve insanların hesaplarını görmek üzere ilahi terazi (mizan)nin bulunduğu mahşer kurulmuştur. Her dirilen insan ve hayvan oraya doğru yürür ve o meydana ulaşan insanlara kimine sağ eline kimine sol eline ya da arkasından kitapları (hayatlarında yapmış oldukları her iyi ya da kötü şeyin kaydedildiği defterler ya da belki de hayat filmlerinin kaydedildiği ilahi kamera kayıtlarını içeren cd benzeri mikroçipler) verilir. Onlardan bazıları cehennemin bazıları ise cennetin kokusunu duyarlar. Bu yolculukta kiminin ayağını, kiminin de boğazına kadar tüm vücudunu kapatan birikintiler oluşturacak şekilde terleme gerçekleşir. Güneş bir mızrak boyu kadar yaklaştırılmış ve beyinleri kaynatacak bir sıcak ortalığı kaplamıştır. Orada Allah’ın yüce arşı ile Peygamber (as)’ın “Livaül-Hamd” sancağının gölgelerinden başka hiçbir gölge bulunmamaktadır. Her insan önce namazdan hesaba çekilir. Namazlarının hesabını verebilenlerin geri kalan hesabı da kolay olur ve Allah’ın lütfu ile Cennete kavuşurlar. Ardından hayvanlar haklarını alarak teker teker toprak olurlar. Bu sırada azabın kendilerine kesin verileceğini gören “kafirler keşke toprak olsaydık” (Bkz. 78/Nebe’ 40) derler. Kullar arasındaki –kul hakkı ile ilgili- hesaplaşma bundan sonradır. Ümmetinden büyük günah işleyen kimselere Peygamber (as)’ın şefaati ulaşıp onların bazılarını azaptan Allah’ın izni ile kurtarır. Hafızlar, şehidler ve bazı Salih kulların da şefaat edecekleri rivayetleri vardır. Ancak Allah’ın izni olmadan kimse O’nun katında şefaat edemez.

O gün Hüküm ve idare, kural ve kanun belirleme sadece Allah’a aittir. Kimse Allah’ın belirlediği kuralların dışında hareket edemez ve dünyada iken güç ve iktidar sahiplerli kayırılmaz; asla kimseye zulmedilmez.

Diller o gün susturulur. Çünkü ağızlara mühür vurulmuştur. El ve ayakları konuşup insanın yaptıklarına şahitlik ederler. Bazıları onlara lisanı halleriyle “sizde benimle beraber yanacaksınız, niye aleyhime şahitlik yapıyorsunuz deyince onlar sen de biliyorsun ki biz konuşanlardan değiliz bizi her şeye gücü yeten Allah konuşturuyor” derler.

Allah’ın huzurunda mizanda sevap ve günahları tartılan insanlardan bir tabire göre terazinin sağ kefesi ağır gelenler cennetlik sol kefesi ağır gelenler ise cehennemliktirler. Çünkü sol kefeye günahlar konularak tartılacaktır. Ardından her insan “Sırat Köprüsü” denen ve cehennemin üzerine kurulan bir köprünün başına getirilir. Sırat köprüsü herkesin ameline göre şekillenecek kimine bir tabirle kıldan ince kılıçtan keskin, kimine ise geniş sağlam bir yoldan oluşan köprü olacaktır.

Sırattan geçenler Cennet’e geçemeyenler ise içine düşecekleri cehenneme gireceklerdir. Sırata uğramadan cennete girenin olmayacağı kesindir ama bazı rivayetlere göre sırata uğramadan direk kapısından cehenneme yüz üstü zincirlerle sürünerek atılacaklar vardır.

Rabbim cümlemizi Cehennemden azat edilen, sıratı geçen ve Cennetiyle cemaliyle müşerref olan kullarından eylesin. Âmin.

Yorumlar (4)add
... : Muhammed
Amin diyorum tüm içtenliğimle..yav abeyciğim helal olsun döktürmüşsün gene.. ee nede olsa kimin abisi..
2007-03-20 00:53:46
... : ahmet ÜÇÖZDEN
AMİN DİYORUM : HOCAM VALLAHA HER ZAMAN GİBİ GÜZEL OLMUŞ DERSTE GÖRÜŞÜRÜZ İNŞALLAH
BU MAKALEYİ OKUYANLARA İYİ GÜNLER DİYORUM
2007-03-28 21:13:08
... : ali gümüş
Allah(c.c.) her nimeti istediği gibi verdi istese bunuda verir.çok güzel olmuş hocam...
2007-03-29 11:33:53
... : adnan yıldız
Ömer hocam saygılar;
89 - 91 Geyve İmam Hatip Lisesi Orta kısım 9 / B öğrencilerinden Adnan YILDIZ
Babanızın üzerimde çok emeği var.
Bundan sonra buradan sizi takip etmeye çalışacağım.
Adnan YILDIZ
Bozüyük Anadolu Seramik Meslek Lisesi
Bilgisayar Öğretmeni
Bilecik
2007-04-15 21:46:21
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)