|
Sayfa 8 Toplam 8
Yani Kur’an ezelden beri insanlar tarafından nakledilmemektedir. Fakat Kur’an’ın bu naklini insanlardan başka bir şeye atfedersek mesele çözülmüş olur. Meselâ melekler tarafından ezberlendiği ve korunduğu sonradan da insanlara onlar tarafından ulaş tırıldığı veya levhi mahfuz bulunup da oradan bir şekilde insanlara aktarıldığını kabul edersek, insanlara aktarılması sorunu ortadan kalkmış olabilir. Nitekim Ehl-i sünnet alimleri de bunu yapmışlar.4 0 Ancak Kur’an’dan önceki kitapların varlığı bir öncelik ve sonralık gerektirmektedir. Öncelik ve sonralığın olduğu yerde ezelilik olmaz.
Görüldüğü gibi, Ehl-i Sünnet alimleri, özellikle de Maturidi alimler, yaratma konusunda kelam sıfatında düşündükleri gibi düşünmemektedirler. Onlara göre yaratma ve yaratılan varlık ayrı şeyler ve hâdistir. Ama kelam ve ilim sıfatı için böyle düşünmemektedirler. Onlara göre Allah’ın kelamı ve kelam sıfatının işlevi olan Kur’an ile O’nun bilgisi ezelidir. Zira on lara göre ilim sıfatında değişme olmaz ve ezelidir. Varlık bu bilgiye göre var olur ancak bu bilgi varlığın zorunlu nedeni değildir.
Ehli Sünnet alimlerinin düşünceleri, ilim sıfatı için geçerli olabilir. Çünkü ilim sıfatının özelliği, k elam sıfatından farklıdır. Allah’ın bilgisinde değişiklik olması, onun bilgisinin eksik ve mahlukata tabi olmasını gerektirir. Bu ise Allah için caiz olamaz. Yalnız Allah’ın ilim sıfatının ezeli olması, kader vb. meselelerde bazı zorlukların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Allah’ın bilgisinin dış ında hiçbir şeyin olmaması, varlıkların onun bilgisine tabi olduğu sonucuna götürmektedir. Ehli Sünnet alimlerinin hiç birisi böyle bir zo runluluğun varlığını kabul etmezler, çünkü onlara göre, bilme bir şeyin olmasını gerektirici değildir. Zira bilgi, irade ve fiil birbirlerinden farklıdır. Dolayısıyla bunlar arasında birbirini gerektirici bir bağ yoktur.
Allah’ın kelam sıfatını bilgi sıfatıyla aynı şekilde düşünmemize gerek yoktur. Çünkü Allah’ın kelam sıfatının tecellisi de ezeli olarak kabul edilecek olursa, Allah’ın ezelde konuş muş olması ve bu konuşmayı b itirmiş olması gerekir. Bu da Allah’ın kelam sıfatının ebedi olmasına aykırıdır. Bu nedenle Allah’ın kelam, yaratma ve irade sıfatları, bilgi sıfatından ayrı tutulmalıdır. Çünkü Allah’ın yaratma, irade ve kelam sıfatları her zaman faal olmayı gerektiren sıfatlardır. Bu sıfatlar faal olmadıkları zaman özelliklerini kaybederler. Ancak ilim sıfatı her zaman yenilenmese de özelliğini kaybetmez. Zira ezelde her ş eyi bilmek mümkün, ama her şeyi ezelde yaratmak, konuşmak ve irade etmek, bu sıfatların bu gün özelliğini yitirdiği anlamına gelir. Eğer Allah, geçmişte olduğu gibi bu gün de konuş abiliyorsa, bu sıfatla ra sahip olması mümkün olur. Bu gün konuş amaz, çünkü konuş ması onun ezelidir
denilirse, Allah’ın bu sıfatlara ezelde sahipti ama şimdi sahip değil anlamı çıkar. Böyle bir şeyi Allah için düşünmek muhaldir.
Aslında bütün bu sıkıntıların temeli, Allah’ın ezele hapsedilmesi, yeni şeylerin onun ezeliliğine zarar vereceği inancıdır. Bu inancın verdiği zarar bu kadarla kalmayabilir, Allah’ın atıl ilah olmasına veya daha da kötüsü, Allah’ın ebediliğinin ortadan kaldırılmasına neden olabilir. Hatta Allah, her şeyi ezelde yapan, gelecekte ve şimdi bir şey yapamayan varlık konumuna düş ebilir. En iyimser düşünceyle Allah, ezelde programlanmış robot gibi ebediyete kadar, belli şeyleri yapan ilah gibi algılanabilir. Filozofların Allah’ı ilk sebep olarak görmeleriyle bunun arasında ki fark, Allah’ı kendisinin ezelde murat ettiği ş eylere hapsetmekten baş ka bir şey de ğildir. Bu ise Kur’an’ın getirdiği anlayış a ters düş mektedir. Çünkü, Kur’an’da şöyle geçmektedir: “O her gün bir haldedir.” Öyleyse Allah, her şeyi ezelde yapıp bitiren ve sonra da atıl bir halde bekleyen bir varlık değildir. O irade sahibidir ve
istediğini istediği zaman yapma hürriyetine sahiptir. O’nu belli şartların içine hapsetmek doğru değildir. Allah, her zaman faal, hür irade sahibi, ve gücü her şeye yeten bir varlıktır. Ancak, Mu’tezile Allah’ı adalet prensibinin içine hapsetmiştir. Ehli sünnet ise Allah’a hümanist bir görünüm yüklemiş, dolayısıyla varmış oldukları
bu aşırı ucun sıkıntılarını aşmakta zorlanmıştır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki kelam alimleri Allah’ın sıfatlarını izahta onun sıfat olmasıyla iş levlerini birbirinden ayırmakta belirgin bir yol takip etmemişler, sıfatlarla iş levlerini aynı tutmuşlardır. Bu da sıfatların ezeliliğini açıklamakta zorluklar getirmiş tir. Sıfatların ezeliliğiyle iş levlerini ayırsalardı, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı meselesinin ortaya çıkmasına gerek kalmazdı. Hatta Allah’ın konuşmasının ezelde tamamlanmış olmasına zorlayıcı bir etken kalmazdı. Allah’ın sıfatları zatı gibi ezelidir. Ancak bu sıfatların ezeli olması onların işlev lerinin de ezeli olmasını ve ezelde işlev lerini tamamlamış olmalarını gerektirmez. Çünkü fiili sıfatlar, özelliği itibariyle tekrarlamayı içine alırlar. Yani fiili sıfatlar, zamanın her anında işlevlerin i yerine getirirler. Bu da onların ezeli olmasına zarar vermez. Aksine onların ezeliliğini pekiş tirir. Çünkü ebedi olmayan yani işlevlerini zamanın her anında yap amayan bir sıfatın ezeli olması imkansızdır. Kısacası ebedi olmayan ezeli olamaz.
Yrd. Doç. Dr. Mehmed BAKTIR
Cumhuriyet Ü. Ilahiyat Fakültesi
Yorumlar () |
|
|
|
|
|