|
Sayfa 7 Toplam 8
KELAM SIFATI
Kelam, konuşma demektir. Ancak Allah’ın konuşmasıyla insanların konuşması aynı değildir. En azından ş ekil bakımından ayrıdır. Zaten Allah’ın konuş masının şekli konusunda kelam alimleri bir görüş ileri sürmekten kaçınırlar. Gerçi Kur’an’da Allah’ın konuş ma şekli izah edilmektedir. “Allah insanlarla ancak vahiy aracılığıyla konuşur.” Zaten Allah’ın konuşmasının şekli kelam ilmi için de bir sorun oluşturmamaktadır. Sorun Allah’ın konuşmasının zamanla ilintileş mesindedir. Bu açıdan bakıldığında Allah’ın kelamı, kelam alimlerinin bazılarına göre ezeli, diğerlerine göre ise hâdistir. Baş ka bir deyişle mahluktur. Mahluk olduğunu daha çok Mu’tezile alimleri, ezeli olduğunu ise Ehl-i Sünnet alimleri savunmaktadır. Mu’tezileye göre Allah, zatı dışında bulunan bir kelamla konuşur. Mesela Cebrail ve Levh-i Mahfuz gibi. Ehl-i sünnet ise bunu kabul etmez. Onlara göre Allah, zatıyla kaim bir kelamla konuşur.Ehl-i Sünnete göre; Allah’ın kelam sıfatı, ezeli, iradeden ve bilgi sıfatından ayrı müstakil bir sıfattır. Yani kelam bilgi ve irade değildir. Müstakil olan bu sıfat, iki kısma ayrılır. Birincisi nefsi kelam denen ve söyleyenin içindeki sözdür. O, bu sözü konuş tuğu zaman bu söz lafzî olur. Ikincisi işte bu lafzî kelamdır. Allah’ın konuşma sıfatı, yani konuş ma k abiliyeti olan kelam-ı nefsi ezelî, k elamı nefsiyi temsil eden kelam-ı lafzî ise mahluktur. Bu kelam mushafta yazılı olan kelamdır.
Allah’ın, kelamı nefsi ve lafzi olmak üzere iki kısma ayrılan bu kelamı, Eş ’arilere göre iş itilebilir, Matürîdîlere göre ise Allah’ın lafzi kelamı işitilebilir, nefsi kelamı ise işitilemez. Maturidilere göre ayette geçen “...taki Allah’ın kelamını işitsin” sözünden maksat Allah’ın lafzi kelamıdır.
Mu’tezile, Ehl-i sünnete, Kur’an’ı iki kapak arasında yazılı olan, dille okunan ve kalpte saklanan olarak tanımlıyorsunuz, bu hâdis olanların özellikleri değil mi diye itiraz eder. Ehl-i sünnet ise buna, bu saydığımız şeyler Allah’ın kelamı değildir. Allah’ın kelamın a delalet eden işaretlerdir. Kur’an lafzı ise hem mushaf hem de Allah’ın kelamı anlamını içerir. Onunla Allah’ın kelamı kastedilirse mahluk olmaz, sadece mushaf kastedilirse mahluk denebilir.
Kur’an ifadesi, sadece kelamı lafzi için kullanılarak ona mahluk denmesinde bir sakınca yoktur. Ancak Kur’an ifadesi kelam-ı nefsiyi içine alacak ş ekilde kullanılırsa ona mahluk denmesi sakıncalıdır. Bu nedenle iki anlam ifade eden Kur’an ifadesinin ne anlama geldiğini iyi tespit etmek gerekir. Kur’an ifadesinin yerine Kelamullah da kullanılmaktadır. Bu ifade için de Kur’an için söylenen ş eyler aynen geçerlidir. Yani bu terim de iki manayı içerir. Birincisi kelamı nefsi olan Allah’ın zati sıfatı, ikincisi ise kelam-ı lafzi olan mushafta yazılı ifadeler. Ancak kelamullah ifadesi, Kur’an ifadesine göre daha dikkat gerektirir. Çünkü kelamullah ifadesi daha çok Allah’ın kelam sıfatını hatırlatır.
Bu durumda Ehl-i Snnet alimleri sadece Kur’an’ın yazılı olduğu kitap sayfalarını ezeli kabul etmemekte hatta bunu yaparken bile zorlanmaktadır. Allah’ın kelamını nefsi ve lafzi diye ikiye ayırma yerine konuşma özelliği ve konuşması diye ikiye ayırmaktan sakınmaktadırlar. Yani Kur’an’daki harfleri ve kağıdı hâdis kabul ediyorlar, ama o lafızlardan anlaş ılan manayı ezeli kabul ediyorlar. Bu da Kur’an’ın ezeliliğini kabul edip, g elecek itirazlara karş ı onun metnini mahluk kabul etmeden öte gitmemektedir.
Ehl-i Sünnet alimlerinin Kur’an’ı ezelî kabul etmesi bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Onlar Allah’ın kelam sıfatının tecellisi olan Kur’an’ı ezelî kabul ederek onun konuşmasını ezele hasrederler. Allah’ın her şeyi ezelde söyleyip bitirdiğini savunurlar. Ardından da Kur’an’ın herkesçe b ilinen belli zamanda gelmesini izah için insanlara ulaş masının, insanların bulunduğu zamanda olup, konuşmanın aslında ezelde olduğunu savunurlar. Allah’ın muhatapsız konuş ma yap masının caiz olamayacağı görüşüne karş ılık da Allah’ın kelamını, nefsi ve lafzi diye ikiye ayırırlar. Nefsi olan ezeldeki konuşmayı, lafzi olan da muhataba karş ı olan konuşmayı karşılamaktadır. Gerçi Allah’ın kelamının insanlara ezeli olduğu halde ulaşmasını; Kur’an’ın bir buçuk asır evvel nazil olmasına rağmen bu güne kadar ulaşmasıyla izah mümkündür. Ancak, Kur’an’ın bu şekilde ulaş ması sırasında insan unsuru rol oynamaktadır. Dolayısıyla bu nakli bir buçuk asırdan önceye götürme imkansızdır.
|