Kategori : Alıntılar , Yazar : hakan s. , Okunma : 1244
Biz bu makalemizde Allah’ın sıfatlarını anlatmayı hedeflemiyoruz. Bizim amacımız bu sıfatların kelam alimleri tarafından yorumlanması sonucu oluşan farklılıklara değinmektir. Zira bu yorumlar, yorumu yapanların kültür ortamı ve kişisel birikimine bağlıdır. Bireyin yetiştiği toplum kültür yapısı yorumuna yansıyacaktır.
Biz de bunu dikkate alarak Allah’ın sıfatlarının yorumunda bazı kelam alimlerinin görüşlerine ve bu görüş lerin eleştirilebilir yönlerine değinmeye çalışacağız. Konumuzun odak noktasını Allah’ın sıfatlarının bu sıfatların etkileriyle aynileştirilmesi oluşturacaktır.
Allah’ın zatına taalluk eden sıfatların tezahürlerinin yaratılmış şeylerde vuku bulması, zat-sıfat ilişkisini gündeme getirmektedir. Özelliklede sıfatla bu sıfatın tezahürlerinin aynı kabul edilmesi durumunda sıfatların hâdis mi kadim mi olduğu meselesi ortaya çıkmaktadır. Allah’ın sıfatlarını kadim kabul etme, kadimlerin sayısının artmasına, hâdis kabul etme ise, Allah’ın kadimliğine zarar verme ihtimalinin söz konusu olmasına sebep olabilmektedir. Aslında bu meselelerin temeli, Allah’ın sıfatlarının zatının aynı veya gayrı olarak kabul edilmesine ve sıfatların tecellilerinin sıfatla özdeşleştirilmesine dayanmaktadır. Allah’ın zatıyla sıfatının aynı kabul edilmesi durumunda onun zatının mürekkep (birden fazla parçalardan oluşan) bir varlık olması, zatının sıfattan ayrı kabul edilmesi durumunda da kadimlerin sayısının artması ihtimali o rtaya çıkmaktadır. Sıfatlarla bu sıfatların tecellilerinin eşit tutulması ise sıfatların ezeli olmasından dolayı bu sıfatların tecellilerinin de ezeli olmasına götürmektedir. Meselâ Allah’ın kelamı bunun en çarpıcı örneğidir. Allah’ın kelam sıfatının tecellisi olan Kur’an, sıfatla aynı kabul edildiğinde Kur’an’ın da ezeli kabul edilmesi gerekir.
Kelam alimlerinin çoğu, Allah’ın zatî veya nefsî sıfatları üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak subutî veya mean î sıfatlar üzerinde değişik görüş ler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşleri kısaca şöyle özetleyebiliriz. Sıfatlar konusunun anlaşılması çok zor ve çetin olduğu için Mu’tezile ve felsefe sıfatları kabul etmeme; Kerrramiye sıfatların kadim olduğunu kabul etmeme, Eş ’ariler ise sıfatların “zatın aynı olduğunu da gayrı olduğunu da” kabul etmeme
kanaatine ulaş mışlardır. Ebu Hanifeye göre Allah’ın fiili sıfatları ezelidir. Allah bu sıfatlarıyla daima işlevlerde bulunur. Bu Allah’ın sıfatlarının ezeli ama onların taalluklarının yani işlev lerinin sonradan olduğu anlamına gelir. Ehl-i Sün net kelam alimlerinin hepsine göre Allah’ın zatı da sıfatları da ezelidir; fakat sıfatlar O’nun zatı ile kaimdir. O’na sonradan bir özelliğin ilişmesi olanaksızdır. Çünkü Allah’ın zatına sonradan var olan bir şeyin ilintileş mesi O’na bir eksiklik yüklemek an lamına gelir. Bu nedenle Allah’ın zatı gibi sıfatları da ezelidir. Aynı zamanda O’nun zatı ve sıfatları birbirinin ne tıpa tıp aynısı ve ne de gayrısıdır.
Bu kabulüyle Eh l-i Sünnet, Allah’ın sıfatlarının zatının aynı olmaması ile, Allah’ın sıfatlardan mürekkep bir varlık olmadığını, gayrı olmaması ifad esiyle de Allah’ın sıfatlarının zatı gibi ezeli olması vurgulanmıştır.
Ehl-i Sünnete göre Allah’ın sıfatları, zatının aynı olması, zatın birden fazla parçadan meydana geldiğini çağrıştırmaktadır. Parçalardan oluşan bir varlığın ise parçalarına muhtaç olmadan varlığını sürdürmesi imkansızdır. Çünkü bütün olan parçalardan ayrılamaz ve ona daima muhtaçtır. Kendinden başka bir varlığa muhtaç olan bir varlığın ilah olması imkansızdır. Bu nedenle Allah’ın sıfatları zatının aynı değildir.
Ehl-i Sünnete g öre Allah ’ın sıfatlarının zatının gayrı olması durumunda sıfatlar müstakil bir varlık kazanacaklardır. Müstakil varlığa sahip olan sıfatlar da ya ezelî ya da hâdis olacaktır. Müstakil varlığı bulunan sıfatların ezelî olması ezelilerin sayısını çoğaltacaktır. Bu durum, Allah’ın tevhid sıfatına aykırıdır. Müstakil varlığa sahip olan sıfatların hâdis kabul edilmesi durumda ise ezelî bir varlığın sonradan bir sıfat kazandığı anlamı ortaya çıkacaktır. Bu da ilahın ezelilik vasfına zarar verir. Çünkü sonradan kazanılan özellikler bir geliş meyi ifade eder. Elbette tamam olmayan ve geliş meye ihtiyaç duyan varlık eksik bir varlıktır. Dolayısıyla Allah’ın sıfatlarının zatından ayrı ve hâdis olduğunu kabul edemeyiz. Mu’tezile’nin Basra ekolü Allah’ın sıfatlarının zatından ayrı olduğunu kabul eder. Onlara göre Allah’ın iş itmesi ve görmesi hayat sıfatından ayrı ve on un üzerine ilave bir sıfattır. Mu’tezile’nin Bağdat ekolüne göre ise Allah’ın zatından ayrı bir sıfatı yoktur. O, zatıyla bilir, işitir ve yaratır. Mu’tezile’nin Bağdat ekolü Allah’ın zatının aynısı kabul etmekle ezeli varlıkların sayısının artması sorunundan kurtuldu. Ancak bu sıfatların hâdis etkilerinin izahı sorunuyla karşı karş ıya k aldı. Bu sorunu gidermek için de Allah’ın fiilî sıfatlarını teke indirgedi. Onlara göre Allah’ın tek bir fiilî sıfatı vardır. O da yaratmadır. Allah diğer sıfatların iş levlerini bu sıfatıyla yaratır.
Yukarıda adı geçen sakıncalardan kurtulabilmek için şöyle de düşünülebilir:
Allah’ın sıfatlarının müstakil bir varlığı yok ki, onlar Allah’ı meydana getirecek parçalar olarak düşünülsün. Çü nkü sıfatlar varlıklarını ancak mevsufla sürdürebilir ve onsuz müstakil olarak varolamazlar. Kendileri bir varlığa muhtaç olan sıfatların Allah’ın zatını oluş turan parçalar olması da düş ünülemez. Çünkü bu sıfatlar zatı meydana getirecek duruma haiz değillerdir. Bizce buradaki sorun sıfatlarla bu sıfatların tecellileri ya da etkilerinin aynileş tirilmesidir. Gerçi bu sorun Allah’ın sıfatlarını hepsinin değil sadece bazı sıfatların izahında çıkmaktadır. Bu nedenle biz fiili sıfatlardan bazılarını burada ele almak istiyoruz. Allah’ın fiilî sıfatlarından izahı sorunlu olan ve bizim de üzerinde durmak istediğimiz sıfatları, irade, ilim, yaratma ve kelam sıfatlarıdır.