|
Sayfa 5 Toplam 5
10. SORU 9: Peki Alevilik ve Aleviler DKAB Dersinde Kendilerini Nasıl Bulacaklar? İmkanları ve yolları var mıdır?
Tartışılan statülerden hangisine konulursa konulsun, Aleviliğin, Alevilik adı altında
ve Alevilere Aleviliği öğretmek üzere DKAB Programlarına konulması uygun ve mümkün
gözükmemektedir. Ancak, Mezheplere bağlı, her din ve mezhebin ayrı din dersinin olduğu bir
Din Öğretimi anlayışı için Anayasal değişiklikten sonra böyle bir şey mümkün olabilir. Onun
içine de Alevilik yine de Mezhep olarak giremez, ancak tarikatlara da ayrı din dersi verme
hakkı verilirse gerçekleşir, ki dünyada örneği yoktur. Kaldı ki tüm dünya birlikteliklerden
hareket etmeyi öğretecek modeller ararken, biz ayrılıkları öğretecek modeller peşinde mi
koşacağız? Hiçbir bilim (teoloji veya pedagoji) bunu savunamaz.
Aslında, dersin Anayasal konsepti gereği düşünürsek, bir dışarıda kalmışlıktan söz
edilemez. Daha doğrusu, bu bakış açısından dışarıda kalmayan yoktur. Şii’si, Sünni’si,
Hanefi’si, Şafii’si, Nakşi’si, Kadiri’si, Bektaşi-Alevi’si hepsi bu dersin dışındadır. Ama
olumlu gözle bakacak olunursa, dışarıda kalan yoktur; hepsi bu dersin içindedir. Allah,
Peygamber, Kur’an, temel ibadetler, temel inanç esasları, iyilik, doğruluk, Ehlibeyt,
yardımlaşma vb. konularının hepsi, dışarıda kalmış denilenlerin hepsinin ortak konuları değil midir? Niçin bir (?) Sünni kişi, derse resmi İslam diye, Alevi kişi de Sünni İslam diye bakıp bu ortaklıklara gözlerini kapatıyor? Elbette, Ortak olan ve her farklı yorum sahibinin,kendisinin kabul edeceği bazı motiflerle programları desteklemek mümkündür. Ahmed
Yesevi’den, Hacı Bektaş Veli’den, Yunus Emre’den, Mevlana’dan, Pir Sultan Abdal’dan,
Horasan Erenlerinden anlatılabilir. Bunların Allah, Peygamber, İbadet, İman, Ahlâk vb.
anlayışlarından örnekler verilebilir. Ama bu, yine genel DKAB gibi, yani Alevi veya Sünni
nitelemesi yapılmaksızın yapılacaktır. O durumda, görmek istemeyen ve zaten görmeyen gözler yine görmeyeceklerdir. Ama olsun. Bu zaten görsünler diye değil, doğru, sağlıklı bilgiyle bir ihtiyaç karşılansın diye yapılmalıdır.
Onuncu ve sonucu olarak şu soru akla gelebilir: Peki Avrupa Birliği (Hukuku) böyle
bir yaklaşıma ne der? Avrupa birliği bir din hukuku koymaktan kasıtlı olarak kaçınmıştır. Din ile ilgili hususlarda üye ülkeleri kendi mevcut hukukları ile baş başa bırakmıştır. Bunu da Amsterdam açıklamasıyla ilan etmiştir. Bu hususa din eğitimi ve öğretimi de dahildir.
Dolayısıyla, Avrupa Birliği (hukuku) hiçbir zaman, sizin din dersiniz niye Din Kültürü ve
Ahlâk Bilgisi, niye mezhepler üstü, niye dinler arası açılımları da var gibi sorgulamalar
yapmayacaktır. Şöyle bir soru ise, tabi ki yine bizim taraftan gidecek iyi veya kötü amaçlı
taleplerden etkilenerek, her zaman karşımıza çıkacaktır: Niye herkese eşit din öğretimi
vermiyorsunuz. Soru eşitlik sorusudur. Avrupa Birliğinin temel değerlerinden biridir, eşitlik Ve eğer ulusal hukukunuz ve uygulamanız, serbest olduğunuz din konusu da dahil olmak
üzere, Avrupa Birliği hukuku ile çelişiyorsa, o zaman Avrupa hukuku geçerlidir. Bu
çerçevede, bir grup insan kendilerine eşit davranılmadığını iddia ederlerse, mesele sorgulanır. Bir cevap da bulmak gerekir. İşin püf noktası da burada: Soruyu, sorgulamayı nasıl anladığınız önemli. Ders niye var, Ders niye Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi, Ders niye zorunlu gibi anlamalar mı tercihiniz, yoksa herkese eşit bir ders olup olmadığı yönünde mi? İkincidir kastedilen. Cevabı da Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Dersinin herkese yönelik, mezhepler üstü ve dinler arası açılımlı bir ders olduğunu anlatabilmekten geçer. Eğer bunu anlatırken, bir takım eşitsizlikler görünmeye devam ediyorsa, onları gidermek kolay olacaktır. Yeter ki, ayrılıklar (tabii ki yok sayılmaksızın) yerine birliktelikler öncelensin.
Yorumlar () |
|
|
|
|
|