Tarhana çorbasının hikayesi Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 1
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Edebi Hikayeler , Yazar : saniye , Okunma : 440

Tüm ülkede tellalların sesi yankılanıyordu:
Duyduk duymadık demeyin, padişahımızın emriyle bir yemek yarışması düzenlenmiştir. Yarışmaya herkes istediği yemekle katılacaktır. Padişahımıza tatmadığı bir lezzeti tattıran, bir kese altınla ödüllendirilecek. Ayrıca yarışmayı kazanan saraya aşçı olarak alınacaktır!
Bütün ülkeyi yarışma heyecanı sardı. Kazanan hem altınla ödüllendirilecek hem de saray aşçısı olacaktı. Bu fırsat kaçmazdı. Yarışmayı duyan mutfağa koştu.

Herkes en güzel yemeği kendisinin yapacağından emindi. Yaptıkları yemekleri birbirlerinden gizleseler de ülkeyi mis gibi kokular sarmıştı. Pastalar, börekler, kebaplar, sarmalar, dolmalar… Ve akla hayale gelmedik nice yemek, kokusundan anlaşılıyordu.

Ormanda yaşayan odun satarak geçinen fakir bir aile vardı. Küçük; ama şirin bir tahta kulübeleri vardı. Kulübede neşeyle koşuşturan çocuklarıyla mutlu bir hayat sürüyorlardı. Yemek yarışmasını duyunca onlar da heyecanlandı. Yarışmaya katılmayı en çok çocuklar istiyordu.

Ana hatun hazırlıklara başladı. Ülkeyi saran mis gibi kokular ormana da yayıldı. Bu güzel kokular onları biraz ümitsizliğe düşürdü.

Oduncu, çocuklara yönelerek, “Koskoca padişah bizim fakir aşını mı beğenecek? Biz zenginlerle yarışamayız. Onların güzel yemekleri karşısında bizim dar hane aşının hiç şansı yok.” dedi.

Ana hatun, “Kazanamazsak bile ne kaybederiz ki? Sarayı ve padişahı görürüz.” dedi.

Oduncu ormana gitti. Ana hatun da yemeği yapmak için mutfağa.

Nihayet yarışma saati geldi çattı. Herkes ellerinde tencereler ve tepsilerle sıraya girdi. Oduncu ve eşi de küçümseyen bakışlar altında sıradaki yerlerini aldı.

Yarışma jürisi vezirlerden oluşuyordu. Vezirlerden onay alan yemekler padişaha sunuluyordu. Bazı yemekler padişahın her zaman yediği yemeklerdendi. Vezirler onların çoğunu tadına bile bakmadan eledi. Sıra oduncu ve eşine geldi. Çorbayı görünce vezirler biraz dudak büktü. Ama ana hatunun ısrarlarına dayanamayıp tadına baktılar. Bu yedikleri en lezzetli çorbaydı. Adını sordular. Ana hatun “dar hane aşı” dedi.

Dar hane aşını padişaha gönderdiler. Üzerinden buğular yükselen çorbayı padişah çok beğendi. Daha önce hiç tatmadığı bir lezzetle karşılaşmıştı. Hemen oduncu ve karısını huzuruna çağırttı. Oduncu ve karısı herkesin şaşkın bakışları altında padişahın huzuruna çıktı. Padişah çorbanın sırrını sordu.

Ana hatun dar hane aşının tarifini verdi. İçinde mercimek, kuru fasulye, nohut, un, yoğurt, ekmek mayası, biber, kekik… Kısacası bir yoksul evinde bulunan her şey vardı. Dar hane de fakir hane anlamına geliyordu. Sarayda böyle bir çorba şimdiye kadar hiç pişmemişti.

Oduncu ve karısı hem altınları aldı hem de saraya yerleşti. Ana hatun aşçı oldu. Oduncu ve çocukları da sarayda mutlu bir hayat sürdü. Dar hane aşı da yıllar içinde değişikliğe uğrayarak “tarhana” oldu. Bugün bile severek içtiğimiz tarhana içerdiği çeşitlilikten dolayı çok faydalı bir çorbadır.

 

Yorumlar (1)add
... : elif
bir kütahya'lı olarak bunu öğrendiğim ii oldu çok çok tşk smilies/smiley.gif
2007-04-14 20:47:29
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (6 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)