|
Hiç'lik Zirvesine Ulaşmak |
|
|
|
Sayfa 5 Toplam 6
- Efendim, Peri, size kavuşmaya ve muhabbetinize can atmaktadır. Nice günlerden beri gelmenizi gözyaşlarıyla beklemekte idi. Buyurunuz... dedi. Ve koluma girdi, sarayın ikinci katına çıkardı, bir odaya sokarak kapısını kapadı. Arzu dolu gözüme çehresini gösteren güzellik perisini görür görmez bir hayret çığlığı koparmaktan kendimi alamadım. Dünyada gördüğüm en güzel bir kadının bu güzellik perisine göre durumu, on paralık bir fersiz mumun nur saçan güneşe göre durumu gibi idi. Gözlerim kamaştı, karardı. Dizlerimin bağı çözüldü. Gözlerinden çıkan şehvet parıltısı o kadar çekici, dudaklarındaki gülümseme o derece şehvet uyarıcı idi ki, heyecanımın şiddetinden ayağa kalkamayarak sürüne sürüne yatağının yanına kadar gittim. Merhamet isteyerek, çok aşağılık bir durumda ve dilenci gibi ıslak gözlerimi o eşsiz güzelliğe çevirdim. Aşk perisi, erguvan renkli tüllerle süslü bir yatakta yatıyordu. Gümüş gibi beyaz vücudu, yalnız bir ince ipek gömlekle gözlerden gizlenmiş, daha doğrusu hâle ile örtülmüş bir nur parçası idi. Bu hafif örtü, bu ince perde o eşsiz güzellik kaynağı vücudu örtmüyor, o melek yüzlü güzeli arzu dolu gözlerden gizlemiyordu. Gözlerindeki o şehvet pırıltısı gittikçe arttı. Dudakları arzu ve istek duygularını işaret eden ve cana can katan titreme ile titremeye başladı. Al yanağı şiddetli arzu ve şehvet ateşiyle bir kat daha kızardı. Kollarını açtı. Siyah saçları, sevgi ve aşkla titreyen gümüş gibi beyaz gerdanını sardı. Ancak birbirinin tam zıddı olan şeylerin bir araya gelmesinden meydana gelecek bir güzellik tablosu ortaya çıktı. Kollarını açtı:
- Gel... Gel... dedi.
Ben bir minnet çığlığı kopararak kucağına atladım. O nur gibi vücudu kollarımla sardım. O parlak yanağı, o titreyen dudakları öptüm. Kavuşma ne kadar sürdü! Bir an.. Bir an... Gök gürültüsünü andıran bir ses, gök ve yeri inletti. Bir gürültü zelzelesi sanki dünyayı alt üst etti. Düşen bir yıldırım sarayı titretti. O büyük bina bir avuç toprak yığını gibi eridi, yıkıldı. Dehşetimden gözlerimi kapadım. Sevgilime sarıldım.
Gözlerimi açtığım vakit, kendimi çirkin suratlı bir kocakarının kucağında buldum. O kadar çirkin, o kadar pis idi ki, bir hayret ve tiksinti çığlığı koparmakla beraber boynuma sardığı kollarını açarak kendimi kurtarmaya çalıştım. Baykuş sesini andıran kahkahaları salıverdikçe hilâl şeklini almış olan çenesi, kartal gagasına benzeyen burnuna bitişiyor, bu iki çengel birbirinden ayrıldıkça çirkef çukuruna benzeyen ağzı açılıyor, sararmış uzun dişleri görünüyordu. Ben kendimi kurtarmaya çalıştıkça kocakarı var kuvvetini pazuya verip bırakmamaya çalışıyor ve diyordu ki:
- Nankör! Az önce ayaklarıma kapandığını ve tattığın eşsiz aşk zevkini unuttun. Bir an sonra ben yine o şekli alacağım.
|