|
Hiç'lik Zirvesine Ulaşmak |
|
|
|
Sayfa 1 Toplam 6 Kategori : Tasavvuf , Yazar : hakan s. , Okunma : 444
Amak-ı Hayal'den...
Kahveleri içtikten sonra Aynalı Baba kulübeden bir ney çıkardı, hafif ve hoş bir şekilde çalmaya başladı. Kabristanın sessizliği, neyin hüzünlü sesi bana garip bir zevk veriyordu. Şüphesiz, gittikçe göğsümden basan hüzün, bazen ferahlık veren “ah”lar çıkaracak kadar şiddetlenen bu garip zevkte kahvenin de tesiri vardı. Kendimde tuhaf değişiklikler hissediyordum. Güya taşımaya mahkum olduğum bir büyük yük üzerimden alınmıştı. Kendimde büyük bir hafiflik duyuyordum. Aynalı Baba ney ile taksimini bitirdikten sonra hafif ve davudi bir sesle okumaya ve sonradan ney ile çalmaya başladı.
"Ey can! Yok olacak olan bu aleme ibretle bak; gafletten kurtul, meydan boş değildir. Sultan Süleyman ve İskender Han neredeler? Yüzbin senelik ömrü neş’e ile geçirsen de hepsi “bir an”dan ibarettir. Cihan bağı ne güle, ne de bülbüle kalacaktır. A gözüm! Zaten felek, kime muradına göre yar olmuştur.”
Bu gazelde ne mühim bir tesir vardı! Aynalı Baba bu parçayı bitirip de ney üflemeğe başladığı zaman gözlerinden yaş akıyordu. Bunlar üzüntü ve sızlanma gözyaşları mı idi, zevk ve aşk mı idi, bilemem; lakin pek duygulanmıştım. O andaki ruhi ve vicdani durumumu anlatmak mümkün değil...
Baba okuyordu: “Açgözlülük ve hırsa uyup nefsin kahrına uyma. Adın duyulmasın; sonra rahatın kaçar. Allah’ı bilenlerle arkadaş ol; onlardan uzak kalma. Dünya koltuğundaki gücünle mağrur olma.”
Kendimden geçecek dereceye gelmiştim. Babanın sesi pek yavaş ve adeta uzaktan geliyor gibi duymakta idim. Ney hayret edilecek bir letafet kazanmıştı:
“Olgun kimseler, dünya zevkine kapılmadılar. Netice olarak dünyanın bir gölge, boş bir arzu, bir oyuncak ve hayal olduğunu bildiler. Rüyanın gerçekle ne kadar ilgisi vardır. Herkes aşk eteğini tutup Allah’a kavuşmaya yaklaştı.”
Kulağım pek zayıflamıştı. Ses adeta pek uzaktan gibi geliyordu. Yavaş yavaş duygularımdan, daha doğrusu dış alemden sıyrılmaya başladım. Bir şey görmüyor, işitmiyordum. Bir müddet uykuya yakın bir halde kaldım. Bu hal çok sürmedi. Zihnim çalışmaya başladı. Görünüşte bir şey duymaz iken kendimi garip bir alemde görmeye başladım. Hayalin derinliklerine dalmıştım. Gözlerim kapalı olduğu halde görüyordum.
Görüyordum ki: Kendi ülkemize benzemeyen bir ovada bulunuyordum. Ova, görmediğim bir takım bitkilerle bezenmişti. Sazlıklarımızı andıran uzun otlar arasında türlü türlü hayvanlar geziniyordu. Bunların bazısı yırtıcı canavarlar idi. Lakin ben onlardan korkmuyordum. Korkusuzca yoluma devam ediyordum. Ara sıra bana söz söyleyen bir de yol arkadaşım vardı. Lakin kendini görmüyordum. Fakat bir şey sormak gerekirse soruyor ve cevabını da alıyordum. Saatlerce yürüdük; yoruldum. Görünmeyen yol arkadaşıma nerede bulunduğumuzu, nereye gittiğimizi sordum.
|