Kategori : Edebi Hikayeler , Yazar : hakan s. , Okunma : 537
Vaktin birinde Yahya adında yıldızı parlak bir talebe varmış. Onunla kısa bir süre konuşanlar bile aklına, bilgisine ve acayip düşüncelerine hayran kalırmış. Henüz on iki yaşındaymış ama tam bir akıl kumkuması ve köyün en cingöz çocuğuymuş.
Bir dağın eteklerine kuruluymuş köy. Yahya da, tâ aşağılara bakan bir evde oturuyormuş. Tabii annesi, babası ve kardeşleriyle birlikte. Odası kitaplar ve tuhaf aletlerle doluymuş. Tekerlekler, pedallar, yivler, bilyeler, yelken kumaşları, kalın halatlar, dikiş iplikleri, büyük iğneler, aynalar, makaslar, kalemler, ölçüm cetvelleri, kâğıtlar, ince çıtalar…
Yahya hiç üşenmez, ölçer biçer bu aletleri kullanarak birbirinden ilginç oyuncaklar yaparmış. Tekerlekli tahtalar, pedallı kayıklar, ipini çektikçe yürüyen kuklalar, uçurtmalar, gökyüzünde süzülen pervaneli kuşlar…
Kardeşleri ve köyün çocukları bu oyuncaklarla oynayabilmek için can atıyorlarmış. Yahya oyuncaklarına gözü gibi baksa da, zaman zaman arkadaşlarının oynaması için izin veriyormuş. Bazen de birlikte oynayıp yarışmalar yapıyorlarmış. Çocuklar birkaç takıma ayrılıyormuş bunun için. Kazanansa Yahya'nın takımı oluyormuş çoğu zaman.
Bir gün mektepte öğretmen öğrencilere, muhtarın ve ihtiyar heyetinin görevlerini anlatmış. Muhtar, köyü idare ediyor ve heyet de önemli kararların alınmasında etkili oluyormuş. Yahya, ihtiyar heyetinin kimlerden oluştuğunu merak etmiş. Hep ihtiyar kişilerden mi oluşuyormuş acaba bu heyet? Aklına takılan bu soruyu soruvermiş hocasına. Hocası:
- İhtiyar heyeti deyip de geçme, demiş. Köyümüzün kadısı, imamı, hocası ve hatırı sayılır kişileri üyedir bu heyete.
- Bir tanecik de genç hatta çok genç üyeleri olsa ne iyi olur öğretmenim, diye bir başka soru soruvermiş Yahya.
Zaten ihtiyar heyetinin üyesi olan öğretmen, bir süre düşünmüş. Aslında Yahya'nın niyeti kendisine çoktan ayan olmuş. Ama onu üzmek ve hayal kırıklığına uğratmak istemiyormuş.
- Bunu bir de ihtiyar heyetine sormak gerek, diye cevaplamış soruyu. Ve akşam yapılacak toplantıya akıllı talebesini davet etmiş.
Yahya akşamı iple çekmiş. Güneş batar batmaz, altına iki tekerlek, üstüne bir dümen taktığı oyuncak tahtasına atladığı gibi, köy odasının yolunu tutmuş. İhtiyar heyeti de toplanmış onu bekliyormuş. Kapıyı tıklatınca içeri buyur etmişler. Karşılarına oturtup derdini dinlemişler. Dinledikçe hayretle birbirlerine bakmışlar. Sonunda Yahya dilinin altındaki baklayı çıkarıp:
- İhtiyar heyetinin bir üyesi olmak istiyorum, demiş.
- Ama sen ihtiyar değilsin, demiş kadı.
- Üstelik feleğin çemberinden de geçmemişsin demiş, muhtar.
Bu sözler üzerine bir süre düşünmüş Yahya ve:
- İhtiyar olamam ama feleğin çemberinden geçebilirim, demiş.
İhtiyar heyeti adına muhtar, biraz da içten içe eğlenerek:
- Feleğin çemberinden geçersen seni üyeliğe kabul ederiz, demiş.
Konuşma sona erince Yahya oradan ayrılmış. Uzun uzun düşünmüş. Feleğin çemberinden geçmenin bir yolunu aramış. Bulmuş da. Pek zorlu bir işmiş bu doğrusu. Ama başarılmaz da değilmiş. Bir parça yardıma ihtiyacı varmış hepsi o kadar.
Vakit kaybetmeden arkadaşlarının kapısını çalmış. Arkadaşları, severek koşmuşlar yardıma. Birlikte konuşup karara varmışlar. Dağın yüksekliğini, bulutların günün saatlerine göre durumunu, dağdan fışkıran ırmağın akış hızını ölçmüşler. Dağdan aşağı ne kadar zamanda inildiğini hesaplamışlar. Yahya, bu arada harıl harıl uçan bir makine üzerinde çalışıyormuş.
Sonunda hazırlıklar bitmiş. Yahya feleğin çemberinden geçeceği günü ihtiyar heyetine bildirmiş. Arkadaşları da halkı, köydeki en yüksek yamacın başına davet etmiş.
Nihayet o an gelmiş. Yahya, tekerlekli, kalın kumaş parçalarından iki büyük kanadı olan, tahtadan dev bir makinenin yanında duruyormuş. Köy halkının şaşkın bakışları arasında kendini yamaçtan aşağı bırakıvermiş. Yüreği ağzına gelmiş ahalinin. Fakat çok geçmeden Yahya'nın bulutların üzerinde süzüldüğünü görmüşler. Büyük bir bulut yumağına doğru ilerliyormuş. Bulutlar giderek bir çember şeklini almışlar. Çünkü günün bu saatinde iki yönlü bir hava akımı varmış yamacın üzerinde. İki zıt yönden esen rüzgâr bir anlık da olsa bulutların çember şeklini almalarına sebep oluyormuş. Yahya bulut çemberinin içinden süzülerek geçmiş. Yere inmesi an meselesiymiş. Ancak rüzgâr onu ırmağa doğru sürüklemiş. Gürültüyle ırmağa inen dev makine suda dev dalgaların oluşmasına sebep olmuş. Çarpmanın da etkisiyle dalgalardan biri çember şeklini almış. İşte bu sırada makine çemberin içinden geçivermiş. Ancak hız kesmeden ırmak kıyısındaki çalılıklara doğru savrulmuş. Bayır aşağı hızla kayıyor ve çalılıkları ikiye biçiyormuş. Sonunda öyle gümrah bir çalılıktan geçmiş ki uçan dev makine durduğunda çalılıkta dev bir çember şekli oluşmuş.
Bu inanılmaz çember gösterisi karşısında ihtiyar heyetindekilerin dilleri tutulmuş. Artık söyleyecek söz kalmadığını düşünüyorlarmış. Yahya karşılarına geçip:
- Havada, suda, karada feleğin çemberinden geçtim işte! Artık bu heyetin bir üyesi olmak istiyorum, demiş.
İhtiyar heyeti de sözünde durmuş ve Yahya'yı üyeliğe kabul etmiş. Bu çılgın mucidin, daha fazla çılgınlık yaparak, yüreklerini ağızlarına getirmesini istemiyorlarmış .
Yorumlar () |
|
|
|
|
|