Kategori : Editör , Yazar : hakan s. , Okunma : 501
Din Eğitimcisinin Maddi ve Manevi Sorumlulukları
Sorumluluklarımızın başında şüphesiz, sadece din eğitimcisinin değil bütün eğitimcilerin ve bütün çalışanların sahip olması gereken aldığı maddi değer karşılığında kendisinden istenileni istenildiği şekliyle vermek. Din eğitimcileri olarak kazancın helalliği noktasında bu meselenin önemine vakıfız, en azından olmalıyız. Değil din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinde pek çok farklı branş ve sınıf öğretmeni meslektaşlarımızda bu meselenin çok iyi örneklerini gördüğümü belirtmeliyim. Hasta olduğu halde sevkini öğleden sonra alarak çocukların eğitimlerinin aksamasına sebep olmak istemeyen pek çok cengaver, fedakar öğretmen meslektaşımı tanıdım. Bunun için çok şanslı olduğumu biliyorum. Bunlar iyi örnekler, olması gerekenler, insan eğitmenin beraberinde getirdiği fedakarlıklar. Ve bu fedakarlıkların sahipleri de alınlarından öpülesi insanlar hiç şüphesiz.
Yaklaşan öğretmenler gününde pek çok öğretmenin elleri öpülecek, bir şekilde onlara saygı ve sevgilerini sunmak isteyenler tarafından çevrelenecek bütün öğretmenler. Ama yukarıda bahsetmeye çalıştığım öğretmenler tarihin adını bilmediği kahramanlar olarak ölecekler. Buna da şüphe yok.
Çanakkale bir milletin zaferidir. Bunu herkes bilir. Orada savaşan Ahmet Onbaşının veya Yusuf çavuşun veya Hüseyin piyadenin kimse farkında değildir. Belkide cephaneliğe atılan bir kurşunun önüne kafasını koyuverenleri vardı. 19'unda nişanlısından ayrılıp canını vermeye gelenleri de vardı. Ama bu zafer bu insanların adlarıyla anılmadı. Bir milletin zaferiyle anıldı. Beklentisizce sahip olduğu herşeyi inandığı değerler uğrunda veren insanlar "adsız ve isimsiz olmaya mahkumdurlar" Çanakkale zaferini ve orada mücadele edenleri ben eğitim camiasının gönüllülerine benzetiyorum. Yalnız bu gönüllü kelimesi "bütün öğretmenleri" kapsamıyor. Çünkü yukarıda bahsettiğim fedakarlıklarla sözgelimi 30 senelik öğretmenlik hayatında ders saatine denk gelen tek bir saatte bile sevk almayan öğretmenler olduğu gibi 2-3 senelik mesleklerinin yarısını sevkler ve gereksiz raporlarla geçirenler de var. Malesef ki var. Bu yüzden Çanakkale'nin isimsiz kahramanlarına ben adlarını ve yaptıkları fedakarlıkları kimselerin bilmediği o sessiz kahramanlara benzetiyorum ben.
Evindeki maddi sıkıntısı, kira derdi, çocuğunun cebine koyamadığı harçlık derdi, alınması gereken kışlıklar derdi vs. e rağmen okulunda herkeslere dağıttığı güleryüzüyle çocuklara altı saat boyunca bildiklerini bildirmeye çalışan kahramanlar, bu adamlık abidelerinin kıymetini öğrenci, veli, okul, devlet bilmese de Hak bilecek ve onu sessizlerin seslerinin gür çıktığı yerde olması gereken yere koyacaktır şüphesiz.
Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük taarruz öncesinde dediğine benzer "Bize dersimize girmek emredilmemiş belki, o dersin amaç ve hedefleri için ölmek emredilmiş. Bir milletin geleceği şu anda bizim önümüzdeki gençlerin ahlaklı ve vatansever olmalarından geçiyorsa eğer, bu millete ikinci bir adsız kahramanlar ordusu gerekiyor demektir. Adınızı kimse hatırlamayacak, belki ilerde halinizi görenler hakir görecek, belki çocuğunuza istediği ayakkabıyı da alamayacaksınız. Ama bütün bunları sizden başka Bir izleyen daha olacak.
Din eğitimcilerinin durumu bu noktada diğer branşlara göre daha hassas ve nazik bir konumda bulunuyor. Çünkü, din eğitimcisine aldığının karşılığı olarak hedef kitlesine "ahlakı ve dini (dinleri)" tanıtması isteniyor. Şimdi tam bu noktada sanırım şuraya değinmek gerekecek :
"Sanırım bundan bir asır evvel, dini duyarlılığı ve hassasiyeti olan insanlara "siz insanlara Allah'ı ve Peygamberleri, güzel ahlakı anlatacaksınız üstüne de şu kadar para verecekler size" deselerdi, herhalde hiçbiri bu duruma inanmazdı. Allah'a şükürler olsun bugün ülkemizde okullarımızda çocuklarımıza din eğitimi verilebiliyor. Elbetteki yeterli değil, ama bugünlerde bunların olabilmesinde gayret göstermişlere ne kadar müteşekkir olmamız gerektiği sanırım ortadadır. Allah gayretlerinin karşılığı fazlasıyla ötede versin inşallah."
Bu durumun üstümüzdeki sorumluluğu kat be kat artırdığının sanırım farkındasınızdır. Değerlerini yayma ve koruma uğruna çekilen binlerce sıkıntılar, yere düşen canlar ve bunlara rağmen gayretten dur olmamaları ve bugün bizlerin Allah'a şükürler olsun bu kadar rahat bir ortamda üstelik bu işi yapalım diye bizlere verilen ücretlerle karşı karşıya olma durumumuz. Zincirin kopuk halkası olmama adına, okula her gidişimizde, derse her adımımızı atışımızda sanırım bize bu rahatlığı sağlama uğruna binlerce sıkıntılara gönüllerini açmış ve "gelin sıkıntılar hepiniz bizim sinemize gelin, ötedekiler rahatça Allah'ı anlatsın, Resulullah'ı anlatsın" demelerini hatırımıza almalı ve Çanakkale'deki o isimsiz binlerce askerin değerlerine dokundurmama adına gösterdiği cansiperane gayreti gençliğimizin ahlakı için göstermeliyiz. Gecelerimizi bu amaç doğrultusunda stratejilerimizi belirleme ve gündüze dolu bir şekilde çıkabilme adına değerlendirmeli, gündüzlerimizde de "tenefüslerin bile bir saniyesini boş geçirmemeliyim, her sözümle, duruşumla, espirimle veya oyun oynayışımla çocuklara birşeyler öğretebilmeliyim" azim ve gayretinde olmalıyız.
Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük taarruz öncesinde dediğine benzer "Bize dersimize girmek emredilmemiş belki, o dersin amaç ve hedefleri için ölmek emredilmiş. Bir milletin geleceği şu anda bizim önümüzdeki gençlerin ahlaklı ve vatansever olmalarından geçiyorsa eğer, bu millete ikinci bir adsız kahramanlar ordusu gerekiyor demektir. Adınızı kimse hatırlamayacak, belki ilerde halinizi görenler hakir görecek, belki çocuğunuza istediği ayakkabıyı da alamayacaksınız. Ama bütün bunları sizden başka Bir izleyen daha olacak. Allah gayretimizi ve azmimizi artırsın.
Yorumlar () |
|
|
|
|
|