Kategori : Edebi Hikayeler , Yazar : aslanbash , Okunma : 486
Vaktin birinde insaflı bir avcı varmış. Öyle “Attım mı vururum, vurdum mu indiririm!” türünden değilmiş. Yavruları avlamaz, yuvalara zarar vermez, avcılığın inceliklerini bilir, av mevsim dışında avlanmazmış.
Bir gün, “Ya nasip!” diyerek çıkmış yola. Ormanda sağına soluna bakıyor; ava giderken avlanmamaya çalışıyormuş...
Güneş, tepeyi aştığında hâlâ eli boşmuş. Sonunda bir kovan bal olmuş nasibi. Arıların payını ayırmayı unutmamış. Ne yazık ki; ayıların payını ayırmayı unutmuş. Hava iyice karardığı için evine dönmeye karar vermiş. Henüz birkaç adım atmışken, homurtuyla yaklaşan korkunç bir ses işitmiş. Aman Allah’ım, bu bir ayı! Hem de burnundan soluyor…
Burundan soluk almakta bir sakınca yok tabi. Bu bir deyim. Atalarımız çok işi olan ya da çok kızgın kimseler için söylemişler bu deyimi. Ayının çok işi olmadığı ortada!
Avcı kaçmak istemiş. Ancak, bütün gün av peşinde koşmaktan öyle yorgunmuş ki; ayı karşısına geçip hesap sorar gibi durunca, ne yapacağını bilememiş. Ayı da balı kaptığı gibi inine kaçmış.
Eli boş, gururu incinmiş kalakalmış avcı. Evine gitmekten vazgeçip bütün gece bir ağacın tepesinde saklanmış ve ayıyı ne yapıp edip avlamaya karar vermiş.
Olacak iş ya, sabah erkenden ormanda dolaşırken ayıyla burun buruna gelmişler. Avcı tam okunu atacakken ayı saklanıvermiş... Böylece uzun bir kovalamaca başlamış ormanda.
Ayı, kuşların pııır diye havalanmasından, çalıların çıtırtısından anlayıveriyormuş avcının yerini. “Böyle olmayacak!” diyerek yeniden ağaca çıkıp saklanmış avcı. Ayının bulunduğu yerden geçmesini bekliyormuş. Ayı göründüğünde, tam nişan almışken ayağı kaymış ve armut gibi düşmüş ayının önüne.
Bir anda ikisi de neye uğradıklarını bilememişler. Avcı avcı olduğunu, ayı da ayı olduğunu unutup kaçmaya başlamışlar. Neden sonra avcının aklı başına gelmiş ama ne var ki ayı çoktan gözden kaybolmuş.
Avcı ertesi gün çukur kazmakta bulmuş çareyi. Ancak çukurun üstünde zıplayan bir tavşan ailesi açık etmiş her şeyi.
Bir de tuzak kurayım demiş avcı. Ağ germiş iki ağaç arasına. Yapraklarla örtmüş üstünü. Tuzak kokusunu alan ayı yanına bile yaklaşmamış ağın.
Sonunda ayının inini bulup gizlice beklemeye başlamış avcı. Yavrularıyla birlikte gelirken görmüş ayıyı. Üç tane minik yavru güle oynaya yürüyormuş ayının yanında.
Avcı yavruları görünce, hatırına getirmiş kendi çocuklarını. Merhameti ağır basmış; vuramamış ayıyı. Eşyasını toplayıp dönmeye karar vermiş evine. Meğer bu da ayının bir hilesiymiş. Avcıyı kandırmak için, ormandan toplamış yavru ayıları.
Sözün burasında:
- Eee, avcı ne kadar av bilirse, ayı da o kadar yol bilir demiş eskiler. Avcı her ne kadar amacına ulaşamadıysa da merhamet etmekten zarar gelmez insana. Yakışan da budur zaten Âdemoğluna.
İşte o gün bugündür söylenir olmuş “Avcı ne kadar av bilirse ayı o kadar yol bilir!” sözü
Yorumlar () |
|
|
|
|
|