|
Sayfa 2 Toplam 6
YALINAYAKLILAR PARTİSİ: DP
Sene 1949’dur: “DP’ye bizim memlekette Yalınayaklar Partisi derlerdi. Yani fakir fukaraların partisi. Benim kayınpeder de aile yapısı olarak ‘yalınayak’ bir aileden gelmiyordu; ama o ekibin başına geçmişti. O tarihlerde Kütahya’daki bir DP kongresinde İsmet İnönü’ye yönelik bir konuşma yapıyor ve ‘Paşa paşa’ diyor, ‘Bir gün gelecek sen de öleceksin ve yaptığın kötülüklerden dolayı senin mezarının üzerinde güzel çiçekler yetişmeyecek, çakır dikenleri yetişecektir.’ Bu konuşma bütün basına intikal ediyor. Böyle bir anda dükkâna iki jandarma geldi ve ‘Seni karakol çavuşu istiyor’ dedi.” CHP döneminden gelen korkular sebebiyle Aytaç, hemen, ileride kayınpederi olacak, uzun yıllar belediye başkanlığı ile il genel meclis üyeliği görevlerinde bulunan DP Uşak kurucularından akrabası Kamil Kutluay’a başvurur. Fakat kısa zamanda korkusunun yersiz olduğu ortaya çıkar. Çünkü jandarma, köy enstitüsünü kazandığı haberini verecektir ona.
Aytaç, 14 Mayıs 1950’de DP seçimleri olduğunda Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü’nde öğrencidir artık. CHP Milletvekili Yakup Kepenek de onun sınıf arkadaşı olur burada. Notları, okuma aşkıyla dolu bir öğrenciye yaraşır gibidir. Uyumlu bir talebe olur: “O okullarda öğretmenler arasında çok ciddi boyutlarda çekişmeler olurdu. Bir de genel yapısı itibarıyla okulların en büyük kusuru şuydu. Sisteme reaksiyon gösteren insanlar yetiştiriyordu. Bir de köy enstitüsüne girdiğimizde, 20 yıl devletin istediği köyde vazife yapmak üzere devlet bizden senet aldı. Yani sana diyor ki, sen bu ülkede birinci sınıf insan olma hakkına sahip değilsin.”
HAKKÂRİ ÇIKINCA HERKES SEVİNDİ!
DP döneminin uygulamaları toplumda daha iyi hissediliyordu ilerleyen yıllarda: “Mesela bir arkadaşımız konuşma anında öğretmenin birisine ‘Öğretmenim demokrasi var’ dedi. O çocuğun adı Demokrasi kaldı ondan sonra. Pırpıt denen, köylülerin dokuduğu bir kumaş vardı. Kıldan yapılır; astar koymazsan, giydiğinde her tarafını yakardı. Pırpıt giyen halk lacivert kumaştan yapılmış elbise giymeye başladı.” 1956’da, böyle bir ortamda okulunu birincilikle bitiren Aytaç, Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü imtihanlarına başvurur. Burada da iki yıl okuduktan sonra, heyecanlı bir bekleyiş için Ankara’nın yolunu tutar: “350’ye yakın öğretmen kura çekmek için toplanmıştık. Çektim kurayı verdim bakanlık mensubuna. ‘Hakkâri Lisesi’ dedi. Ve salon olduğu gibi ayağa laktı ‘Yaşa, varol’ diye. Beni tanıyan kimse yoktu. Ancak anladım ki o 350 kişi içinde tek Hakkâri kurası vardı, onu da ben çektim. Herkes ‘Artık bize çıkmayacak diye sevinçlerinden alkışlıyor.’ Ve tabii o tarihlerdeki Hakkâri alkışlanmaya değer bir Hakkâri idi.”
Aysal Aytaç, elinde bir tahta bavulla Uşak Ulubey’den yola çıkar. Uşak’tan posta treni ile Ankara’ya gider. Burada Muş trenini iki gün bekledikten sonra iki günde de Muş’a ulaşır. Ancak oradan Van’a giden tek otobüs firması vardır. Dolayısıyla ilk binenler yer bulabildiği için o akşamı Muş’ta otelde kalarak geçirir. Oradan bir kamyonla Tatvan’a ulaşır. Ekspres’e denk gelmediği için bir akşam da Tatvan’da ikamet eder. Artık Van’a ulaşmıştır. Van’dan otobüs yoktur Hakkâri’ye. Tek çare kamyonlardan birine binmektir. Aytaç, tuz çuvalı yüklü bir kamyonun üzerinde Hakkâri’ye doğru yola çıkar. Ancak o zamanlar kamyonlar gece yol almaktadır. Çünkü kamyonların Zap Vadisi’nde aşırı sıcak yüzünden su kaynatma durumları söz konusudur. Hoşap, yani Tatlısu’da, Hakkâri’den gelen bir araba ile karşılaşır: “Adamın kültürlü biri olduğu belli. Nereye gittiğimi sordu. Anlattım. Adam başladı ağlamaya. ‘Memleketine git limon sat, hademelik yap, oraya gitme’ dedi. Tabii bizim öyle bir seçeneğimiz yoktu.”
Aytaç, nihayet 1958’in 30 Ağustos’unda, tahta bavuluyla Hakkâri’ye ulaşır: “Şoför bana dedi ki, ‘Hoca, tuz çuvallarını indirene kadar dolaş. Küçük bir yer zaten. Döneceğim dersen beraber döneriz.’ 1200 nüfusu vardı o zamanlar Hakkâri’nin.” Bütün bu zorluklara rağmen Hakkâri Lisesi’nin yerini sorar ve okula adım atar Aytaç. O zaman radyodan anons edildiği ve Aysal da Aysel anlaşıldığı için bayan bir öğretmen beklemektedir müdür.
Aytaç, okula gittiği gün müdür anahtarları teslim eder ona. Çünkü yıllık izne çıkmak için anahtar verecek birisini beklemiştir: “Sen lise müdür vekili olacaksın’ dedi. ‘Ben hiçbir şey bilmem’ demeye kalmadan adam çekti gitti. Öğleden sonra elinde evraklarla birisi daha geldi. ‘Ben’ dedi ‘Millî Eğitim Müdürlüğü Başkatibi’yim. Siz aynı zamanda Millî Eğitim Müdür Vekili oldunuz’ dedi.” Böylece Aysal Aytaç’ın Hakkâri’de bir efsane olarak anılacağı serüveni de başlamış oldu: “Fakat ben çok sevdim bu insanları. Bu insanları sevdiğiniz takdirde pek çok şeyi halledebileceksiniz. Hep böyle horlanmış, itilmiş, kakılmış onlar. Bunları tetkik ettim.” Okul başladığında lise müdür başyardımcısı yapılan Aytaç, bakanlıktan gelen stajyer öğretmen başyardımcı olamaz yazısı üzerine aynı konumda vekil tayin edilir.
|