DİN SOSYOLOJİSİ AÇISINDAN: HALK İNANCI ve TARİKATLERİN DOĞUŞU HAKKINDA DÜŞÜNCELER (Turgut...
Üye Oyları: / 0
OlumsuzOlumlu 
Kategori : Alıntılar , Yazar : seyfullah zülfikar , Okunma : 103


_hemen dünyanın her tarafına yayılmış olan ?evrensel dinler?, bütün büyük toplum kurumları gibi değişiklikler göstermekte, din ulularının tesbit ettikleri (yüksek din) ideal şekil ve kuramlara, geniş kütlelerin kavrayış ve eğilimlerine uygun bir şekil ve renk verilmektedir. bilim alanında yeni bir deyimle ?halk inancı? bazen ?tarikat? ismiyle ortaya çıkmış bulunmaktadır. tarikatlere, sosyolojik açıdan bakıldığında, ?yüksel islamın? zaman ve zemine ve halkın seviye ve eğilimlerine uygun hale getirilmiş şekli yani ?halk-islamiyeti?dir, diyebiliriz.

_evvela şunu belirtelim ki, evrensel dinlerin hepsinde, aynı durum görülmektedir. çok çeşitli ülkelerde ve değişik topluluk ve zümreler arasında hüküm süren bu dinler, hiçbir zaman kuruluşlarındaki veya kitaplarındaki nazari şekil ve esaslara bağlı kalamamaktadır. mesela isa?nın dinini ilk yaydığı zaman ve yerdeki hıristiyanlık ile bugün batının ileri sanayiini kurmuş toplumlarındaki hıristiyanlık veya afrika?nın ilkel kavimlerinin, misyonerlik kanalıyla, kabul edip tatbik ettikleri hıristiyanlık arasında büyük farklılıklar vardır. daha düne kadar doğanın çeşitli kuvvetlerine tapan ilkel bir afrikalının, papazlar, misyonerler ne kadar uğraşırsa uğraşsın, hıristiyanlığın, teslis yani ?üçlü tanrı? kavramını kabataslak olsa bile anlamasına imkan var mıdır? o, zavallı, kucağında sevimli bir bebek taşıyan meryem ana?nın ve çocuğunun resmini veya heykelini tanrı olarak görür ve önünde diz çöker. bugün batı ülkelerinde de basit halkın durumu pek farklı değildir. çünkü basit halkın büyük dinlerin ?tanrı?sını kavrayabilmesi, aşağıda daha ayrıntılı görüleceği gibi, imkansızdır. ?bu sebeple hıristiyan kilisesinin geniş teşkilatına dayanarak giriştiği, yeksenak bir dinsel eğitimi sağlama çabalarına rağmen, kilise, halkın bir türlü terketmediği dini anlayış ve davranışlara taviz, ödün vermek zorunda kalmıştır. böylece kilisenin anladığı hıristiyanlık ile halkın bu dini anlayışı ve uygulayışı arasında farklılıklar, din adamlarınca yapılan ve sözde bağdaştırıcı yorumlarla, giderilmeğe çalışılmış ve halktan gelen birçok unsur, dinin gerçek malı imiş gibi, benimsenmek zorunda kalınmıştır? (gustav mensching).

_benzer bir durum, evrensel bir din olan müslümanlıkta da bahis konusudur. islamiyet?in yayılmış olduğu arap yarımadasındaki müslümanlık ile endonezya?daki müslümanlık, keza daha yakın tarihlerde müslüman olmuş bazı afrika kabilelerinin islamiyeti ile türkler?in islam dinini anlayış ve tatbikleri arasında birçok farklılıklar olduğu son yıllarda kuzey amerika?da gittikçe çoğalan müslümanların dini anlayış ve uygulamaları da değişik şekiller göstermektedir. yüksek islam diye ifade edilen ve dinin ideallerini kurallarını ve ibadet şekillerini, yetkili din adamlarının tesbit ettikleri şekliyle temsil eden din, bambaşka iklimlerde, kültürleri, tarihleri, yaşayış şekli ve şartları, ekonomik yapıları bambaşka topluluklarda, bu değişik durumlara uygun yeni bir hüviyet ve şekil kazanmaktadır. bir topluluk , yeni bir dini isteyerek veya çeşitli zorlamalarla kabul edince, önceki dinini ve onun kendisinin zihniyetinde yarattığı izleri bir elbise gibi çıkarıp atamaz. birçok düşünce şekilleri, kutsal tanınan şeyler ve bunlara karşı duyulan korku ve saygı, bunları kutsama şekilleri ve benzeri davranışlar ile ?tanrı?yı anlayış şekli, kısaca tümüyle dini düşünce ve davranışlar belirli bir ölçüde varlığını devam ettirir. bu tutum, çoğunlukla şuurlu olarak değil, kendiliğinden sürer gider.

_işte evrensel dinlerin böylece halk içinde yeni şekillere ?halk inancı? (volksglaube) diyoruz. türkiye?de ?halk inancı?, özellikle ?tarikatler? şeklinde kurumlaşmıştır.

_halk inancı (volksglaube), halk dini (volksreligion), yüksek din (hochreligion), yüksek-islamiyet (hoch-islam), halk islamiyeti (volksislam, folk islam) kavramları üzerinde özellikle almanya ve son zamanlarda amerika birleşik devletleri?nde durulmuş ve bizleri yakından ilgilendiren eserler yazılmıştır.

_?yüksek islam?, klasik din kitaplarındaki islamiyet yanında, ?halk islamiyeti?ni temsil eden tarikatlerin doğması ne gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır? şüphesiz bunun, her sosyal, toplumsal olay gibi pek çok nedeni vardır. biz aşağıda halk denilen kütlelerin bazı özelliklerinden doğan nedenlerin belli başlılarını bulmağa çalışacağız.

_I. tanrıyı kavramanın güçlüğü

_her dinin özünü oluşturan en önemli kavram ?tanrı?dır. her monoteist din gibi, islamiyet?in ?Allah? kavramı da son derece soyut, basit bir insanın idrakinin çok üstünde kalan bir kavramdır. Allah?ın pek çok sıfatı vardır ve ilk bakışta bunlardan bir kısmı birbirinin zıddı gibi görünmektedir. mesela o, hem rahimdir, hem kahhardır. basit ve iyi bir eğitimden geçmemiş bir kafanın, soyut fikirleri kavraması zor hatta bazen imkansızdır. yukarıda bir ara değindiğimiz gibi, hıristiyanlıktaki ?üçlü tanrı? kavramını herhangi bir insanın iyice şuurlu bir şekilde anlayıp idrak edebilmesi mümkün olamadığından, basit halk, kiliselerdeki, meryem ana ve isa tasvirleri önünde eğilip, haç çıkarmakta ve bu esnada kendisinin tanrı ile karşı karşıya gelmiş olduğu duygusuyla heyecan duymaktadır. gerçek tanrı kavramından uzaklaştıracağı haklı olarak düşünüldüğünden, bilindiği gibi bir zamanlar, ikon denilen bu tasvirlerin caiz olup olmadığı büyük tartışmalara neden olmuş ve sonunda halkın eğilimleri galip gelerek, halk ?ikonlarını? elinden kaçırmamıştır. çünkü onlar olmaksızın basit bir hıristiyan ?tanrı?yı kavrayamamakta ve din bilginlerinin ?üçlü tanrı?(baba, oğul, ruhul kuds) esası son derece soyut olduğundan, bunu kafasında, açık seçik şekilde canladıramamaktadır. bir resmin veya heykelin karşısında kendini tanrıların önünde olduğunu sanması veya öyleymiş gibi hissetmesi, zihni seviyesinin istediği bir kolaylıktır. dediğimiz gibi, kilise sonunda bu kolaylığı göstermek zorunda kalmıştır. tasviri Allah sanma veya sayma tehlikesini iyice gören hz. muhammed?in resim ve heykeli prensip itibariyle, topluma, camiye sokturmaması çok gerçekçi bir davranıştır. buna rağmen halk kütlelerinin soyuttan kaçıp, müşahhası, somutu araması, islam topluluklarının da peşini bırakmamıştır. bu sebeple, şiiliğin bazı derecelerinde soyut Allah fikri yerine, eti ile kanı ile yaşamış ali, tanrı mertebesine çıkarılmış, ali ve kendisi gibi türlü haksızlık ve eza cefaya uğrayan hasan, hüseyin (oğulları), geniş kütlelerce alabildiğine kutsallaştırılmışlardır. hıristiyanlıktaki, ıztırap, acı çeken isa yerine, şiilikte, haksızlığa uğrayan ve türlü kahırlar çeken hz. ali ve oğulları (ki bunlar hz. muhammed?in gözbebeği olan sevgili torunları idi) geçmiştir. kendisi de türlü haksızlık ve zulümlerle bunalan halk, onları kendisine çok yakın hissetmiş ve hakiki hüviyetlerini görünmez hale getirinceye kadar sevgi haleleri içine sarmıştır. ali?yi tanrılaştıranlar aslında isa?nın heykelinin önündeki hıristiyana benzemektedir. şu anlamda ki görünmez tanrı, artık görünür halde karşılarındadır.

_son derece soyut ?tanrı?, halkın çok üstünde ve uzağında olduğundan ona ulaşılması ve onunla doğrudan ilişkiler kurma ümidi kalmamaktadır. bu nedenle de halk kendine daha yakın, somut, kutsal varlıklar aramağa yönelmiştir. islamiyet?te ölülerden şefaat ve yardım bekleme şiddetle reddedilmesine rağmen, halk evliyalardan, yatırlardan, birtakım büyüklerin türbelerinden yardım ummakta, bunun karşılığında onların mezarına çaput bağlayarak, adaklar adayarak, mum dikerek, kurban keserek ümidini veya şükranını ifadeye çalışmaktadır. diyanet işleri başkanlığının bu konuda, mezarlara koydurttuğu uyarıcı levhaların en ufak faydası bile olmamaktadır. halbuki dediğimiz gibi islamiyet ölülerden dirilere fayda gelmeyeceği, kulların isteklerini doğrudan doğruya ?Allah?a yöneltmeleri gerektiğini hatta böyle bir şeyin peygamberden bile istenemeyeceği esasını kabul eder. halbuki halk, doğum, evlenme, hastalık, kıtlık, ölüm gibi pek çeşitli üzüntü ve sıkıntılarda ?evliya? dediği velilere başvurmakta, geleceğini umduğu yardım için onlara çeşitli hediyeler, armağanlar sunmakta, bu yolla kalplerini kazanmakta, gönüllerini almaktadır. ?yüksek islam? ile zıt düşen bu düşünce ve davranışların önü alınamamıştır ve alınamayacaktır. çünkü halk, her sıkıntısı ve üzüntüsü için, kavrayamayacağı uzaklıklara değil, mahallesinde, iki sokak ötedeki selvinin altında yatan ve pek çok derde deva bulduğu herkesçe söylenen ?evliya?ya başvurmayı yeğ tutmaktadır.

_II. akıl yolu değil gönül yolu

_islam dininin akli, rasyonel bir din odluğu herkesçe ifade ve kabul edilmektedir. yani islamiyet esas itibariyle akla hitap eden bir dindir. halbuki basit halk tabakalarının gönlünü saran, sarabilen şey, akılcılıktan çok duygusallıktır. küçük bir örnek verelim, demokratik hayatta partilere verilen oylarda birçok hallerde o partinin programı, kendisine getirilebileceği maddi faydalar, bunu gerçekleştirme imkanı olup olmadığı gibi akılcı düşünceler bir tarafa bırakılmakta bazen bir parti başkanının çok esprili bir hatip oluşu, halkın, kısmen de olsa ona bağlanmasına sebep olmaktadır. haksızlığa uğradığı kabul edilen bir devlet adamının her gece göklerde atıyla dolaştığı inancı halkın gönül tellerinin ne kadar hassas olduğunun göstergesidir. islam aleminde ali taraftarlığı yani bir nevi parti hareketi olarak başlayan şiiliğin ali?nin halifelik hakkının elinden alınması, oğulları hasan ve hüseyin?in uğradığı eza cefadan doğduğu söylenebilir. bu haksızlıklar, bir kısım halkın onları kendisi gibi haksızlığa uğramış görüp, yakınlık duymasına, sevgiyle bağrına basmasına sebep olmuştur. merhametle karışık bu sevgi, kütlelerin kalplerini yüzyıllardır ısıtmış, böylece rasyonelliğin kuruluğu ve soğukluğu yerine çoşkun bir sevginin sıcaklığı geçmiştir. tarikatlerin pek çoğunun ali sevgisinde derece derece ileri gitmelerinin psikolojik sebebi budur. birçok araştırıcı (mesela hilmi ziya ülken vb.) çarmıha gerilen isa ve onun üzüntüye boğulan anası motifi ile, haksız şekilde halifeliği elinden alınan ve sonunda şehit edilen ali ile onun çocuları ve peygamberlerimizin çok sevdiği torunları hasan, hüseyin?in uğradığı acımasız akıbet arasında, haklı olarak bir paralelik kurmuştur. böylece hıristiyanlıktaki acı çeken isa?ya kütlelerin duyduğu sevgiye benzer, çoşkun bir ali sevgisi, islam aleminde de yayıldıkça yayılmıştır.

_III. bir gün mehdinin geleceği umudu

_sert doğa şartları içinde günlük ekmeğini kazanmak için helak olurcasına didinmekte olan halk, zaman zaman idare edenlerin zulmüne de uğramaktadır. çevresinde hep yokluk, acı ve haksızlık gören insanlar, birgün bütün bunların sona ereceği ümidini kalbinde daima canlı olarak taşımaktadır. kendisinin çaresizlik içinde bunaldığı bu dünyayı ?adaletli bir dünya? haline kim getirecektir?

_sünni islam düşüncesinde, mehdi meselesi ana inanç konusu olmayıp, ikinci plana itilmiş bir husustur. kuran?da bu konuda bir hüküm bulunmadığı gibi, hadislerin de bu meseleye dair olanlarının ya güvenilir olmadığı veya gerekli açıklıkta olmadığı kabul edilemektedir. mehdi düşüncesinin bilmezlikten gelen din adamları olduğu gibi, beklenen mehdi?nin, ancak dünyasnın sonunda deccalı bertaraf etmek için gelecek olan isa?dan başkası olmadığını ileri sürenler de vardır. kısaca ortodoks yani sünni islam düşüncesinde, mehdi?ye bel bağlama yoktur.

_halbuki şiilikte ?mehdi?yi bekleme, ?imamlık? meselesi ile sıkı bağlı olarak ana inanç esaslarından biridir. Allah?ın emri ile gaip olan ve birgün yine zuhur edeceğine kuvvetle inanılan on ikinci imam mehdi?dir ve her an gelebilir. bu şiiliğin çok önemli bir dogmasıdır. mehdi gelip, haksızlıkları kaldıracak bu dünyada adaleti gerçekleştirecektir. selçuklu ve osmanlı dönemlerinde alevi türkmen kütleleri arasında zaman zaman mehdilik iddiası ile ortaya çıkanların, peşinden gidenlerin çokluğu ve içtenliği, bu ümidin ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir. tarikatlerin birçoğu şia esaslarına dayandığı için bunların doğuşunda, adaletli bir dünyayı, öbür dünyaya bırakmayarak burada kurma ümidini getiren mehdi düşüncesi ve umudunun payını unutmamak gerekir. kütleleri saran tatlı duygulardan biri de ?daha iyi bir dünya? yani daha iyi bir hayat ümididir. modern siyasi partilerin işinin de daha güzel bir gelecek vaadetmekten ibaret olduğu unutulmamalıdır. bu ?mehdisiz? partilerin yaptığı da ?fakirin ekmeği olan umud?u pişirip kotarmaktan ileri gelmektedir.

_mehdi inancının, tarikatlerin doğuşundaki rolünü göstermesi bakımından bir teoloğumuzun düşünceleri ilgi çekicidir: ?ismailiye fırkasının ortaya çıkış sebeplerinden birisi de işte bu ?kurtarıcıyı? aramaktır. alevilere yapılan baskıların yanında, aristokrat sınıfın çalışanlar bilhassa çiftçiler aleyhine nüfuzunun genişlemesi ve bir sosyal dengesizliğin hüküm sürmesi insanları mehdi beklemeye sevkeden amillerden birisi olmuştur. mevcut adaletsizlik ancak böyle ortadan kalkabilirdi.?

_?her yerde ve her zaman islamı iyi bilip-yaşamayan topluluklar arasında, bilhassa sıkıntıya duçar olmuşları nezdinde mehdi fikri kadar cazip bir şey olmamıştır. tarih böyle fırsatları değerlendirme hırsına kapılan maceracı siyasilerle doludur.? (avni ilhan: mehdilik), diyerek yüksek-islamın görüşü açısından, ?halk-islamiyeti?nin davranışını eleştirmekte bu suretle de tarikatlerin doğuş sebepleri hakkındaki tezimizi kuvvetlendirmektedir.

_IV. halkın dini önderlere ihtiyaç duyması

_yüksek-islam, Allah ile kul arasında bir ?ruhban? sınıfı, kulu Allah?a ulaştıran aracı bir din adamı esasına kesinlikle karşıdır. bu, nazari bakımdan son derece ince ve üstün bir anlayışı ifade ediyorsa da halk kütlelerin durumuna uygun gelmemektedir. basit bir insanın karışık ve soyut dini birçok problemi çözüp anlamasının ve bu yolda Allah?a gerektiği gibi yaklaşabilmesinin çok zor hatta imkansız olduğu açıktır. işte tarikatler fiilen bir nevi ruhban sınıfı oluşturarak, şeyh, mürşit, dede, baba gibi isimlerle çoğunlukla üstün seviye ve kabiliyette kişileri, halkın dini önderliği işine memur etmişlerdir. bazıları maddi bakımdan asalak olsalar da, manevi açıdan bu aracılar, din yolunda emekleyen halkın elinden tutmuşlar ve onları, doğruluğuna inandıkları yoldan Allah?a ulaştırmağa çalışmışlardır.

_V. ibadet şekilleri ve yasakların yarattığı güçlükler

_islam dini, ibadetleri ve yasakları yönünden, müminlerinden çok ağır şeyler beklemektedir. büyük bir disiplin isteyen bu şartları yerine getirmek herkesin kolay kolay yerine getirebileceği bir husus değildir. beş vakit namazın kılınması, bir ay boyunca oruç tutulması özellikle bedenen çalışan kişiler için, hele bugünün şartlarında ?mesela fabrikada devamlı yürüyen bir şeridin başındaki işçi için- yerine getirilmesi imkansızlık derecesinde zor ibadetlerdir. içki yasağının mutlak oluşu, insanların sun?i şekilde de olsa biraz rahatlamasına imkan bırakmamaktadır. musiki ve raks, dans için de benzer bir durum bahis konusudur. bazı tarikatlerde içkinin, musikinin, raksın önemli bir yeri olması, namazın ihmal edilmesi, orucun hafifletilmesi bilinen gerçeklerdendir.

_VI. fertlerin dayanışma ve bundan kuvvet alma ihtiyacı

_toplum içinde fertler, bireyler, kuvvetini, yaşama gücünü ve sevincini çevresinden alır. tek başına olan bir kişinin yaşama gücü azalır, belki de kalmaz. bu işin kuvvetini bilen din adamları aforoz etme, ?düşkün? ilan etme şeklinde müeyyideler, yaptırımlarla, dini topluluğa dahil kişileri en zayıf taraflarından vurarak, disiplin altına almaya çalışırlar. fert, toplumdaki diğer insanlarla dayanışma halinde oldukça ve kaldıkça, yalnızlıktan, acizlikten kurtulur, kendini daha kuvvetli hissetmeye başlar. işte tarikatlerin insanları çeken bir yönü de temsil ettikleri kuvvetli dayanışma fikri ve bunun tatbikatıdır. tarikat mensupları, tekkede, dergahta, sıcak bir çorba bulabileceği gibi sıcak ve teselli edici sözler de bulurlar. sıkılınca tekkeye, şeyhe sığınırlar. profesör kissling, ?osmanlılarda tarikatlerin sosyoloik ve pedagojik rolü? isimli meşhur makalesinde, bunların tüm fakir fukaraya kapılarını açmalarını ve eşitlikçi davranışlarını özellikle belirtmektedir.

_fert tek başına kendini pek yalnız ve aciz hisseder. sıkı bir maddi ve manevi dayanışmanın bulunduğu kurumlar bu yönden insanları daima cezbetmektedir. bugün en aydın kişilerin bile, kültürümüze çok yabancı ?masonluk? gibi teşkilatlara sığınıp, kuvvet almaya çalışmaları ile zavallı bir köylünün tekkesine bağlanması aynı psikolojik ihtiyacın ürünüdür.

türk folkloru, aylık halkbilim dergisi, sayı 87, ekim 1986

_seçme kaynaklar

_kissling, hans joachim, das islamische derwischtum als bewahrer volksreligiöser überlieferung, ?religiöse volkskunde?, volkach, 1964 içinde.

_kissling, hans joachim, die soziologische und paedagogische rolle der derwischorden im osmanischen reiche, zdmg nr. 103 (1953) içinde.

_kriess, rudolf-kriss-heinrich hubert, volksglaube im bereich des islam, I. Cild, wiesbaden 1960.

_krupp, alya, neue wege zur erforschung des volksislam. ?islamkundliche abhandlungen?, münchen, 1974 içinde.

_mazzaoui, micheal m., the origins of the safawids- şi?ism, sufism and gulat. wiesbaden, 1972.

_mensching, gustav, soziologie der religion, bonn, 1947.

_mensching, gustav, wesen und bedeutung des volksglaubens in den universalreligionen, ?religiöse volkskunde? volkach, 1964 içinde.

_wach, joachim, sociology of religion, chicago, 1944.

_ülken, hilmi ziya, dini sosyoloji, istanbul, 1943.

_ülken, hilmi ziya, ?islamiyet?te eski dinlerin izleri? istanbul, kültür dergisi, sayı 63 (1946)

_turgut akpınar?ın ?türkler?in din ve hukuk tarihi? adlı kitabında bulunan ?din sosyolojisi açısından halk inancı ve tarikatlerin doğuşu hakkında düşünceler? başlıklı makalesidir. turgut akpınar, araştırmalarıyla kültürel gelişimimize katkıda bulunabileceğine inandığım bir yazar, tabii ki kitaplarında katılmadığımız noktalar bulunmaktadır ancak gerek bol kaynak kullanması(özellikle almanca kaynaklar), gerek birçok farklı konuda yazması okuyucuyu kitaplarını okumaya yönelten sebeplerden olabilir. islam?ın her insana imkanı ölçüsünde bir sorumluluk yüklediği düşünülürse, birçok mesele çözülecektir gibi geliyor bana, örneğin islam?ın ilk dönemini düşünürsek, insanlara yapılan önerilerin onların imkanlarına dikkat edilerek sunulduğunu görebiliriz. zaten bir ayet mealinden de anlaşılacağı gibi, ?iman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabıdırlar? (araf suresi, 42?den)? yani insanları sorumlu oldukları gerek fiziki, gerek fizik ötesi konularda o insanın imkanlarını aşan bir sorumluluk yüklenemez. herkes ulaşabildiği bilgi çevrevesinde düşünülmelidir. okuma yazma bilmeyen bir insandan, Kur?an üzerine bir araştırma yapması beklenemez, o da kendi gücü yettiğince sorumludur? tabii ki bu örnekler bu durumu tamamen açıklamaktan uzaktır, araştırmak incelemek gerekir. tarikatlere karşı yazıda gösterilen toptancı yaklaşıma da katılmadığımızı belirtelim, hangi tarikat, neredeki bir tarikat, tarikatin kuralları ne vs. gibi hiçbir soruya cevap vermeden, tarikatler hakkında genel hüküler vermek doğru olmasa gerek.

Yazının Devamı : silah ve kalem

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)