Ruhunu arayan Bilim Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 0
OlumsuzOlumlu 
Makale İndeksi
Ruhunu arayan Bilim
Sayfa 2
Sayfa 3

İnsanın çelişkisi
Bilimlere konu olan, ve bu yüzden her hâliyle Yaratıcı'sını anlatan, O'na giden yolu gösteren bu âlem karşısında insanın durumu iki yönlü bir hususiyet arz eder. İnsan Âlem'in büyüklüğü yanında ihmâl edilebilecek kadar küçük bir gezegen üzerinde yaratılmıştır. Zayıf bir misafirdir. Gücünü kabul ettirebileceği daire çok küçüktür. Fakat diğer yandan Yaratıcısı bütün Kâniat'ı onun hizmetine vermiş, yaşadığı gezegeni ve tabiatı dışarıdan gelecek tehlikelere karşı peşinen korumuştur. Ona, Âlem hakkında düşünecek, anlayacak, yaşamak için yararlanacak akıl ve kuvvet vermiştir (daha doğrusu her an vermektedir). Emrine canlı-cansız yaratıkları, kanunları âmâde kılmıştır. Yukarıda da değinildiği gibi, insanlık bütün bu faaliyetleri giderek sistematik ve ölçülü şekilde yapar hâle gelmiş, büyük keşiflerde bulunmuş, açık veya saklı nimetleri keşfederek daha elverişli maddî hayat şartları oluşturmuş, ve bütün bu yaptıklarına da bir isim vermiştir; "bilim".

Fakat, zayıf bir mahlûk olmasına rağmen, kendisine verilmiş istidatları, büyük kısmı itibariyle faydasına olan yukarıdaki gelişmeleri, elde ettiği başarıları ve bunlarla gelen gücü zaman içinde her mânâda kendi eseri olarak değerlendirip beden ve aklını putlaştırmıştır. Daha sonra da her şeyi bilime vererek, onu, zaaflarla mâlûl bir faaliyet olmasına rağmen kendisinden ayrı, metafizikî mânâda da Âlemlerin Rabbi'nden bağımsız görmeye başlamış, hattâ bilimi her konuda hüküm verebilen insanüstü şuurlu bir varlık, bilginin tek kaynağı, ve metotlarıyla birlikte bir "kutsal" olarak kabul etmeye başlamıştır. (Halbuki, nasıl bilimlere konu olan bütün bir Kâinat, içindeki insan ile birlikte Hayy, Kayyum, Fâtır ve Müdebbir olan Hâlık-ı Zülcelâl tarafından yaratılmış ise ve insana ait değilse, nasıl bilginin ve bütün ilimlerin tek kaynağı Âlim olan Zât-ı Zûlcelâl ise; pozitif ve doğru bilginin üretilmesi, geliştirilmesi ve sistemleştirilmesi de Kerîm, Rahîm, Hakîm, Âdil, ve Müsebbibü'l-esbab olan O'nun nimetlerindendir.) Bu büyük nankörlük ve isyan, toplumların mânevî değerlerini sarsan, dokusunu bozan büyük zihnî hercümerçlere ve dinsizlik cereyanlarına, dolayısıyla bilimin insanlığa karşı zaman zaman ölçüsüzce, hattâ zararlı bir silah gibi kullanılmasına, sonuçta da iki dünya savaşına, ve bugüne değin süregelen zulümlere, çatışmalara yolaçmıştır.

Meselâ, Darwin'den itibaren "evrim" teorisyenleri canlı türlerinin tabiattaki durumunu sıkça başvurdukları "tabiî seleksiyon yoluyla evrim" ön kabulüne göre yorumlamışlardı. Ancak, tabiî seleksiyonun deterministik olarak düşünülmesi doğru değildi. Gerçeklik payı vardı; fakat daima geçerli olan temel bir kanun değildi. Hangi tür veya türün hangi ferdi için hangi şartlarda "zayıf" sıfatı kullanılacağı; "zayıflığın" ölçüsünün ne olduğu; tabiat sisteminde farklı fonksiyonlar görmek üzere farklı yapı ve kapasitelerde yaratılmış türler, hattâ bazı fertler için bile zayıflık ölçülerinin aynı olmayacağı düşünülmemişti. Tabiî seleksiyon saplantısının insan fertlerine teşmil edilmesi ise, vicdansız ve vahşî uygulamaları doğuracaktı. Dolayısıyla, görünüşte câzip, fakat elmalarla armutların karıştırıldığı kaba ve toptancı bir "tabiî seleksiyon" mekânizmasıydı ortaya atılan. Bu zalimce düşünce Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerin, insanlar üzerinde atom bombasını ve diğer kitle imha silahlarını kullanan ve nükleer denemeler yapan devletlerin anlayışına uygun olduğundan, milyonlarca insan haksız yere öldürüldü ve bugüne kadar yapılan benzer kıyımlara kapı açtı.

Bilim faaliyetini inkâr ve isyanına malzeme yapan, ve böylece insanlığın ahlâkını da tehdit eden bir câmianın, tabiatı sadece mücadele arenası gibi görmesi de, bir başka ifratçı yaklaşımdı. (Bu ifrat, bütünlük düşüncesinden mahrum Batı felsefesi tarihinde sürekli tekrarlanan bir hataydı.) Halbuki, tabiata her yönüyle duyduğumuz hayranlık onun ne kadar güzel yaratılıp yaşatıldığını gösterir. Tabiat, kendi içinde bütün cüzleriyle mükemmelen işleyen, dayanışma ve yardımlaşma (tevhid ve bütünlük) hakikatinin esas rolü oynadığı bir sistem olduğu için, bize kalbî ve estetik açıdan ilham veren, dünya üzerinde kurduğumuz fizikî ve beşerî sistemler açısından da taklit etmeye çalıştığımız bir tablo çizer nazarlarımıza. Milyonlarca farklı tür, sayıya gelmeyen canlı fert farklı coğrafya ve enlemlerdeki farklı ekosistemlerde hayatiyetini sürdürür. Hepsi dakîk işleyen sistemin, küçüklü büyüklü birer çarkı gibidir. İşte bu süreçte rol oynayan makro ve mikro biyolojik mekânizmaları keşfetmek, derinlemesine analiz etmek ancak bilim ve teknolojideki gelişmeler sonucu yirminci yüzyılda mümkün olmuştur. Fakat bu keşif, inkârın katılaştırdığı bilim câmiasına metafizik bir heyecan vermemiş, bu yüzden birçok durumda suiistimal edilmiştir.

Bu suiistimali yapmaya alışan bilhassa Batı dünyasının kendi eliyle kendisine ve bütün dünyaya verdiği zararın ağır bir bedeli olmuştur ne yazık ki! Fakat zaman içinde, bundan küçük de olsa çıkarttığı dersi de kısa zamanda unutmuş, yine haksız yere kan dökmüş, dökülmesine seyirci kalmış, tam bir cahiliye taassubuyla hareket etmiş, insana ve çevreye tesirini uzun vadede gösterecek kronik kötülükleri üretmekten de kendisini alıkoyamamıştır.

İnsanlık, bu ve gelecekteki muhtemel tablolar karşısında uzun uzun düşünmeye davet edilmeli, iftiharı olan Hz. Peygamber (sas) Efendimiz, ve Rabbimizin Yüce Beyanı ile bir şekilde tanıştırılmalıdır. Âlemlerin Yaratıcısı'nın ve gerçek Sahibi'nin Kelâm'ını keşfetmeli, bu Beyan'da yaratılış mucizesini ve kendi küçüklüğünü görmeli, hayatın ve insan olmanın maddî-mânevî denge şartlarını anlamalı, Rabb'e karşı mücadele veren bir hasım, kendisine ve Kâinat'a zarar veren bir zalim olma hatasından da bir an önce dönmelidir. Bu konunun hayatî önemine inanan her insan, diğer hiçbir meselenin Hakk'ın nazarında kıymeti olmadığını unutmadan, bu âcil durumun gerektirdiği sorumluluk şuuruyla hareket etmelidir. Fiilî ve kavlî dualarımız da bunun için olmalıdır.

Ömer Said Gönüllü

Yorumlar (0)add
Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmeniz için siteye giriş yapmanız gerekmekte.. Hala üye değilseniz lütfen öncelikle üye olunuz.


busy

 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)