Ruhunu arayan Bilim Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 0
OlumsuzOlumlu 
Makale İndeksi
Ruhunu arayan Bilim
Sayfa 2
Sayfa 3
Kategori : Bilim , Yazar : Administrator , Okunma : 479

Bugünkü anlayışımız çerçevesinde "bilim"; insanın sistematik metotlarla fizik âlemi anlama ve ondan yararlanma çabası olarak tarif edilebilir. Kâinat'ta hiçbir madde ve hâdisenin sebepsiz meydana gelemeyeceğini kabul eden ve bu yüzden öncelikle "sebep-netice" münasebetini ortaya koymayı esas alan bilim câmiası; bilimi, bilhassa 19. yüzyıldan itibaren "müsbet" (pozitif) nitelemesiyle diğer bilgi kaynaklarından ayırmıştır.
Bilim yoluyla insanlık bir yandan varlık âlemini yapı ve fonksiyonlarıyla gerçekliğine daha yakın anlama imkânı bulmuş; diğer yandan da bilimin tabiî bir neticesi olan teknolojiyi kullanarak, beslenme, barınma, korunma, haberleşme ve ulaşım gibi değişmeyen temel ihtiyaçlarını karşılamak için yeni araçlar geliştirmiş, hayat şartlarını iyileştirmiş, çevresini, hattâ fizikî coğrafyayı, örneğine daha önce rastlanmamış şekilde değiştirmiştir.

  Bilimlerin zamanla evrensel bir dil ve yol hâline gelmesi; Batı'da Rönesans'ı takiben, felsefeden tamamen ayrılıp müstakil disiplin hüviyeti kazanmalarıyla, araştırma, düşünme ve ifade metotlarının, ortak çalışma standart ve terminolojilerinin gelişmesiyle mümkün olmuştur.

Ancak, Batı'da ve daha sonra dünya genelinde bilime seküler bir vasıf atfedilmesiyle, kâinatın, hayatın ve insanın varoluş mânâsı ve nihaî gâyesi, dolayısıyla metafizikî değeri (bilhassa bilim müesseselerinde) araştırma, hattâ düşünme konularından dışlanmıştır. Batı zihniyeti bunu bilimin faaliyet sahası içinde kabul etmemiş, bilime misyon olarak sadece "olan"ı ortaya koymayı göstermiştir; fakat bilim camiası zaman içinde, "olması gereken" konusunda da hüküm verme gibi kötü bir alışkanlık edinmiştir. "Varlıkların ve hâdiselerin hikmeti" gibi konular dinin veya felsefenin sahasında konuşulma şartına bağlanmış; ancak, insanların bunlara ilgi göstermesi karşısında, zaman zaman bilim adına saygısız çıkışlar da yapılmıştır. Zamanla "Bilim herşeydir!" şeklinde bir anlayış yaygınlaşınca, bilimin ilgisi dışında kalan konular da neredeyse "hiçbir şey" veya "önemsiz şey" olarak algılanır olmuştur.

Dolayısıyla bugünkü durum açısından baktığımızda, üniversite öğrenimi de dahil olmak üzere, bilimle veya onun sonuçlarıyla şu veya bu şekilde, bir müessese seviyesinde iştigal edenlerin seküler kavram ve hükümlerden oluşan bir zihin altyapısına sahip olması istenir ve hangi disiplinde çalışılırsa çalışılsın (pozitif veya beşerî bilimler sahasında), bilim faaliyeti ve bunun gerektirdiği metotlar bu temel üzerinde tatbik edilir.

Bilim faaliyetinin metodu

Tarihî süreçte, önce insanlığın ve Peygamberliğin beşiği Mezopotamya'da, daha sonra Orta Asya ve Endülüs'te, son olarak da Batı Avrupa'da fizikî dünya hakkında daha fazla bilgi elde etme ve bunu insan hayatını kolaylaştırmada kullanma çabalarıyla gelişen ve bugün artık evrensel nitelik kazanmış olan sözkonusu metotlar; gözlem, tecrübî gözlem, deney, ölçme, istatistik, uluslararası standartlarda ifade, genelleme, teori kurma, yanlışlama ve diğer süreçleri içine almıştır.

Kâinat, hayat ve insan hakkında bilgi elde etmek için başvurulacak yegâne yol bu değildir tabiî ki. Dahası, bilginin gerçek kaynağı; bilimlere konu olan her şeyi, yani bütün varlık âlemini ve burada geçerli kanunları yaratan, Âlim, Kadir ve Hakim olan Allah'tır. Zâtı ile aramıza ince bir sebepler perdesi koyan ve bütün icraatını bu perde üzerinde gösteren Âlemler'in Rabbi, Kâinat'ı insana musahhar kılmış, ona tecessüs hissi, şuur, akıl ve muhakeme vermiş, insanlar arasından seçerek gönderdiği Nebîlerle bizi en önemli ve hayatî bilgi ile irtibatlandırmış, sürekli tefekküre ve aklımızı kullanmaya davet etmiştir. Neticede, bugün gelinen nokta itibariyle, hem fıtrî tecessüs duygusunu tatmin etme, hem Allah'ın nimetlerinden istifade etme, hem de "hakikat" bilgisine, daha doğrusu Marifetullah'a ulaşma vesilelerinden birisi de, her zaman tenkide ve yenilenmeye açık olan, "modern bilim" adlı insanî çabanın metotları olmuştur.

Konuyla ilgili diğer başlıklar
Gözlem
Gözleme konu olan madde ve hâdise hakkında sağlıklı bilgi elde edilebilmesi, ve bunun diğer gözlemlerin neticeleriyle karşılaştırılabilmesi için, belli standartlara uyulması gerekir. Burada gözlem sırasındaki fizikî ölçülerin (mesafe, zaman, hava şartları, gözlem cihazlarının hususiyeti ve hassasiyeti vs) kaydedilmesi; sonucun doğru değerlendirilmesi ve diğer çalışmalarla sağlıklı mukayesesi açısından önemlidir. Gözlem, meselâ gök cisimlerinin gözlenmesi veya savanada bir arslan ailesinin hayatının takip edilmesi "pasif" ve "objektif" bir çalışma gibi görünse de, işin içine insan unsuru girdiğinden, gözlem süresi, gözlemcinin tecrübesi, dikkati, duyu organlarının hassasiyeti, çalışma amacı (niyeti, hattâ şuuraltı), alınan sonuç açısından önem taşır, ve teorik olarak aynı şartlardaki bir gözlem için farklı gözlemcilerden farklı sonuçlar gelebilir. Kısacası, gözlemci gözlediği ve ölçtüğü olayların ayrılmaz bir parçasıdır. Einstein bu konuda: "Algılayan kimseden bağımsız bir dış âleme inanma bütün tabiat bilimlerinin temelini oluşturur. Bununla beraber sadece duyular yoluyla algı, bu dış âlemden dolaylı bir şekilde bilgi sağladığından, biz fizikî gerçeği ancak tartışmalı (aklî) yollarla kavrayabiliriz. Bunun sonucu olarak da, fizikî gerçek hakkındaki bilgilerimiz asla nihaî olamaz." der.

Bir başka deyişle, gözlenen nesnenin veya sürecin iç gerçekliğine ve çevresiyle olan münasebetlerine aslında hiçbir zaman tam olarak nüfuz edilemez. Bu durum, sözgelimi bir bölgede geyiklerin büyüme periyodunu veya hastalanma sebebini anlamaya çalışırken, tek tek herbir geyiği yakalayıp künye takma, muayene etme, fizyolojik özelliklerini kaydetme, sonra tabiî hayat ortamına bırakma ve belli zamanlarda aynı hayvanları tekrar bulup kontrol etme gibi çalışmaları ihtiva eden "tecrübî gözlem" için de sözkonusudur. Yani, bir bilgi elde etme yolu olarak gözlemin gücünün, keyfiyetinin ve kemmiyetinin de bir sınırı vardır. Gözlem ve deneylerde standart sapma ve hata paylarının belirlenmesi bu yüzden bilim faaliyetinin bir yanını teşkil eder.


 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlananlar

- İnanç Atlası (1 yorum)
- Cennette cuma günü nasıl yaşanacak? (2 yorum)
- Kuantum Fiziğinin Düşündürdükleri (2 yorum)
- Kum Yiyen Kuşlar (2 yorum)
- Kuantum Felsefesi (2 yorum)
- Farid Farjad (5 yorum)
- Alevilik nedir? Sünnilik nedir? (15 yorum)
- Host Değişikliği (1 yorum)
- olmayacak (2 yorum)
- Mavi Patikler (3 yorum)