Kategori : Tasavvuf , Yazar : hakan s. , Okunma : 425
Aziz Mahmut Hüdâyî Hazretleri, makamı mertebeyi, şanı şöhreti kısacası dünya nimetlerini hiçe sayarak Rabb’ine yönelmenin adres isimlerinden birisidir. Kısacık dünya hayatında, “Bana seni gerek seni…” diyen Yunus gönüllüler kafilesinin altın halkalarındandır. Hayatı boyunca insanlara hizmet etmeyi talebelerinin gönüllerini iman hakikatleriyle aydınlatmayı kendisine birinci vazife edinen bu kutlu yürek, arkasında padişahları yürütürken de kır çiçeklerinin üzerinde salınırken de yöneldiği hedefe doğru seyretmekten bir an için vazgeçmemiştir. Allah’ın bu dünya hayatında kendisine imtihan vesilesi olarak verdiği her şeyi elinin tersiyle iten Bursa Kadısı Sivrihisarlı Mahmut Efendi’nin hayatı, nefis gemilerini yakmanın zamanını ve zeminini iyi belirleme uğraşında olanlar için ibretli sahnelerle doludur.
DOĞRU ADRES
Kendisi gibi hayatı da örnek olan bu devasa yüreğin, mübarek hedefi doğrultusunda uğradığı ilk durak, Eskici Mehmed Dede olmuştur. Mübarek zatın “Senin nasibin bizden değildir! Üftâde Hazretlerine gitsen gerek!” cümlesi onun beraatına vesile teşkil etmiştir. Doğru adresi alan Kadı Mahmut Efendi hiç vakit kaybetmeden Üftâde Hazretleri’nin yoluna koyulur. Az gider uz gider derken, Üftâde Hazretleri’nin dergâhına yaklaşır. Tam bu sırada atının ayakları, kayalara saplanır. Atını oracıkta bırakıp, hedefe doğru yürümeye devam eder. Dergâha yaklaşınca karşısına çıkan ilk kişiye, “Allah’ın selâmı üzerine olsun ey derviş!”. “Ben, Bursa kadısıyım. Var git, geldiğimi söyle Üftâde Hazretleri’ne, onu göreceğim!”der. Kapıdaki yaşlı derviş önce acı acı güler, sonra, “Üftade benim evlâdım!” der. “Ama bu kapı, yokluk kapısıdır; varlıkla girilmez. Eğer şanını, şöhretini, servetini, sâmânını bu kapının önünde bırakamayacaksan, var git işine. Kendine yazık etme!” Bu sözler karşısında iyiden iyiye mahcup olan Sivrihisarlı Mahmut Efendi, mahcubiyetten ne diyeceğini bilemez bir hâlde ve pişmandır. Üftâde Hazretleri, devam eder: “Bu yol çilelidir. Görmüyor musun, atın bile döndü geriye!” her şeye rağmen bu kapıya geldiğini söyleyen Kadı Mahmut, dünyanın yalancı yüzünden sıyrılır ve Rabbine şu yakarışta bulunur: “Allah’ım! Ne olur beni bu kapıdan ayırma. İçime dolan bu huzur hiç bitmesin.”
NEFSİN ISLAHI ZORDUR
Fakat girdiği yol çetin bir yoldur. Halkın tabiriyle “koskoca kadı” bir dervişin her dediğini yapmakta, nefsini ıslah edebilmek için gâh sırtına vurup ciğer satmakta gâh hamal gibi yük taşımaktadır. Fakat nefsi ıslah etmek kolay değildir. Bunun kolay olmayacağının farkında olan Sivrihisarlı Mahmut Efendi’nin, kalbini ıslah için giriştiği bir başka sahne “Kadı Mahmut’u Aziz Mahmut Hüdâyî’ye çevirecek sırlı anahtar gibidir. Kadı Mahmut, bu sırlı anahtardan habersiz, tekkenin tuvaletlerinin temizliğiyle ilgilenirken sokaktan geçen bir tellâlın sesi, bütün avluyu doldurur. Tellâl, Bursa’ya yeni kadının atandığını duyurmaktadır. Tam bu esnada nefis, Kadı Mahmut’a son darbesini indirir. “Sen!” der, “Devam et tuvaletleri temizlemeye, bak başkaları senin koltuğuna oturdu bile!”
Nefsinin bu son kuvvetli saldırısına hazırlıklı yakalanan Kadı Mahmut Efendi, “Boş versene!” der, “Senin bu hizmetlere dahi lâyık olduğun söylenemez!” İşte bu his ve düşünce ufkunun zaman gergefine işlendiği vakit, tarih sahnesinde “Kadı Mahmut Efendi” isminin Aziz Mahmut Hüdâyî’ye çevrildiği vakittir. Zira artık kalbi perdeyi sıyırmış, perde ötesi güzelliklere aşina olmuştur.
AZİZ MAHMUT HÜDÂYÎ KİMDİR?
1541 yılında Şerefli Koçhisar’da doğdu. Medrese eğitimini İstanbul’da tamamladı. Edirne, Mısır, Şam ve Bursa’da kadılık ve müderrislik yaptı. Bursa’da Üftade Hazretleri’nin müridi ve halifesiydi. Yedisi Türkçe, otuz kadar eser yazan Aziz Mahmut Hüdâyî, 8 Ekim 1628 tarihinde Üsküdar’da vefat etti. Külliyesi içinde bulunan türbeye defnedildi.
Yorumlar () |
|
|
|
|
|