Nurettin Topçu'nun var olmak isimli kitabını ilk okuduğumda sanıyorum İlahiyat fakültesi 1. sınıftaydım. Zihnimde var olan kavramları oldukça köklü bir şekilde değiştirdiğini hatırlıyorum. Oldukça şekilsel olan dini bilgimin, kendini sorgulayan bir yapıya dönüşmesinde Var Olmak kitabı oldukça etkili olmuştur. İlk konusu olan Var Olmak yazısında, varolmanın sadece bir beyin işlevi olarak düşünülemeyeceğini, çünkü varlıkların potansiyellerine göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmesi oldukça aklımı karıştırmıştı. Söz gelimi bir kalem, eğer yazı yazma aracı olarak tarif ediliyorsa, mürekkebinin bittiği ve yazmadığı hengamda o kalem hâlâ bir kalem midir, ya da varlığının tanımı hâla daha yazı yazma aracı olarak ifade edilebilir mi?
O halde insan nedir? Ve onun potensiyelleri nelerdir, neye göre potansiyelini kullanması varlığına delil sayılabilecektir? Elbetteki kalemi var eden aklın onda yazı yazma potansiyelini görmek istemesi gibi, insanın potansiyelini ve varoluşunu da yaratıcısının onu tarif ettiği ölçü nazarından anlamaya çalışmamız gerekecektir. Kalem, potansiyeli açısından göz çıkarabilme kabiliyeti olan şeydir diyemediğimiz gibi, insanı yapabilmeye kapasitesi olan günah olarak ifade edebileceğimiz kavramlarla da tanımlayamayız.
O halde Allah, insanı nasıl tanımlamıştır? O'nun bize bildirdiklerinden ortaya çıkan şudur; insan Allah'ın isim ve tecellilerinin tamamının toplandığı bir aynadır. O bu isim ve tecellileri kendisini var eden O üstün iradeye göre yansıtmakla görevlendirilmiş ve kendisine hayvan ve melek arasında bir makam tayin edilmiştir. İsim ve tecellileri yansıtırken kullanacağı ölçü, yüce yaratıcının değil de nefsin ve ona tesir etmeyi kendisine vazife edinmiş şeytanın ölçüleri olursa o halde insan kendisini var eden iradenin tanımının dışına çıkmış sayılacaktır.
Kalem yazmıyorsa, silgi silmiyorsa, güneş ısıtmıyorsa, ışık aydınlatmıyorsa acaba gerçekten var mıdırlar, yoksa varlık aleminin silik ve yok olmaya mahkum birer fani unsuru mudurlar? İnsan, Rabbinden uzaklaştıkça kendisini yok sayan ve varolamayan silik bir varlığımsı olarak kalacaktır.
Nurettin Topçu'nun bize ifade ettiği var olmak da Descartes'inkinden farklı olarak, buna göre "var olmak, düşünmek ve hareket etmek demektir". Kendini, potansiyelini, kendini var edeni, O'nun gönderdiği ilahi kelamı okumak, düşünmek ve artık buna göre ruhî ve bedeni bir hareket ortaya koymaktır. Bunun insana getireceği şey de Meleklerin makamını geçip Âlâyı İlliyyine ulaşmaktır. Aksi halde, makamını koruyamayacak ve varlıklarını kendi potansiyellerini kullanarak isbatlayan hayvanlardan daha aşağılara düşerek esfel-i safiliyn'den olacaktır. Şu halde günahı, insanı bir ruh varlığı olmaktan uzaklaştırıp, ruhu yokmuşçasına sadece bedenine hizmet eden, potansiyelinden habersiz yapılan fiiller olarak niteleyebiliriz.